logo

HAYATIMIZ BU KADAR UCUZ MU?

4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’ndayız. Her yıl paneller düzenleniyor. Sloganlar atılıyor.

Ama ben bugün size sloganlardan değil, içimde yıllardır büyüyen bir hesaplaşmadan söz edeceğim.

Bu hesaplaşma, 2025 yılında yayımlanan “Kaza Kodu Baba Yorgun / İş Kazalarını Anlayabilmek” kitabımın çıkış noktasıdır.

Nesiller Boyu Süren Bir Acı

Bu sadece teknik bir analiz değil. Bu, gerçek acıların içinden doğmuş bir çalışma.

1952…

Babam sanat okulunun son sınıfındayken, ben henüz doğmamıştım. Ehliyetsiz şekilde teslim edilen bir kamyonla kaza yapmış ve kolunu kaybetmiş.

Bu acının izini, ailece hayatımız boyunca taşıdık.

1992…

Bu kez bir profesyoneldim.

Yanı başımdaki arkadaşım Rıza, 70 tonluk yükün altında kalarak hayatını kaybetti.

Ben o çaresizliği sadece izleyebildim. Elimden başka hiçbir şey gelmiyordu. O gün anladım: Bazı acılar insanın mesleğini, bazıları ise hayata bakışını değiştirir.

O günden sonra mücadelem, iş kazalarını “kader” değil, önlenebilir bir gerçek olarak görme mücadelesi oldu.

Neden Başaramıyoruz?

Rakamlar ağır.

ILO ve Avrupa verileri net söylüyor: Türkiye’de bir çalışan, Almanya’daki bir çalışandan 12 kat daha fazla ölüm riski taşıyor.

Hayatımız gerçekten bu kadar ucuz mu?

Neden hâlâ “önce güvenlik” diyemiyoruz?

Çünkü sorun sadece ihmal değil. Sorun zihniyet.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi bize sert bir gerçeği gösteriyor:

Karnı aç… Aklı borçta… Bedeni yorgun bir çalışan için güvenlik bazen uzak bir lükse dönüşüyor.

Biz güvenliği maliyet gördükçe bu tablo değişmeyecek.

“İnsan hatası” diyerek yüzde 89’luk istatistiğin arkasına saklanmak kolay.

Zor olan sistemi sorgulamak.

Gerçek güvenlik, suçlu aramakla değil, nedenleri ortadan kaldırmakla mümkündür.

Çözüm Nerede?

Çözüm dosyalarda değil. İnsanca çalışma koşullarında.

Adil vardiya düzeni: Yorgun insan hata yapar. Dinlenmek hak değil, zorunluluktur.

Gerçek eğitim: İmza attıran değil, hayat kurtaran eğitim gerekir.

Güvensiz işi reddetme hakkı: Çalışan hayatını riske atan işi durdurabilmelidir.

Yönetim sorumluluğu: Güvenlik bir jest değil. İşverenin temel yükümlülüğüdür.

Bir Başka Bahara Kalmasın

İSG sadece baret takmak değildir; Bir insanın akşam evine eksiksiz dönebilme hakkıdır.

Bu hikâye rakamlardan ibaret değil.

Son 10 yılda:

2 milyon 871 bin 104 iş kazası. 14 bin 775 kaybedilen hayat.

Bu rakamlar veri değil. Eksilen ailelerdir.

2014-2023 SGK verileri üzerinden yaptığım analiz, bu kazaların ardındaki görünür ve görünmeyen nedenleri ortaya koymayı amaçlıyor.

Çalışma Hayatının Tüm Paydaşları, artık herkes aynaya bakmalı:

Devlet.
İşveren.
İş Güvenliği Uzmanı.
Çalışan…

Yarın, bu zincirin görünmeyen halkalarını konuşacağız.

“Çünkü değişim, mecbur kaldığımız gün değil; yüzleştiğimiz gün başlar.”

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ