logo

KONUK YAZARIMIZ EROĞLU GÜNCEL KONUYA DİKKAT ÇEKTİ!

Bir çocuk ortamına girdiğimizde artık yalnızca oyuncak sesleri değil, tablet melodileri de duyuluyor. Minik parmaklar lego yerine ekran kaydırıyor, masal dinlemek yerine video izliyor. Dijital dünya, okul öncesi çocukların hayatına hiç olmadığı kadar erken ve yoğun bir biçimde giriyor. Peki gerçekten “ele geçiriyor” mu?

Bugünün çocukları doğdukları andan itibaren ekranla tanışıyor. Telefon, tablet ve televizyon; kimi zaman anne babalar için bir “oyalayıcı”, kimi zaman “eğitici içerik” gerekçesiyle çocuğun en yakın arkadaşı haline geliyor. Oysa okul öncesi dönem; dil gelişimi, sosyal beceriler, duygusal düzenleme ve hayal gücü açısından en kritik evrelerden biri. Bu dönemde çocuk, dünyayı dokunarak, deneyerek, düşerek ve kalkarak öğrenir. Ekran ise deneyimi iki boyuta indirger.

Araştırmalar, erken yaşta ve uzun süreli ekran maruziyetinin dikkat süresi, öz düzenleme becerisi ve akran ilişkileri üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Sürekli hızlı uyaranlara maruz kalan çocuk, sınıf ortamındaki daha yavaş ve yapılandırılmış etkinliklere adapte olmakta zorlanabiliyor. Öğretmenler artık “sıkıldım” cümlesini daha sık duyduklarını söylüyor. Çünkü ekran, sabırsız bir haz kültürü inşa ediyor.

Ancak mesele dijitali kötülemek değil. Teknoloji doğru içerik ve doğru süreyle kullanıldığında destekleyici olabilir. Sorun, kontrolsüzlükte ve sınır koyamamaktadır. Okul öncesi dönemde temel ihtiyaç; gerçek insan temasıdır. Bir yetişkinin göz teması, bir arkadaşın oyuna daveti, birlikte kurulan bir blok kulesi… Bunların yerini hiçbir uygulama dolduramaz.

Ailelere burada büyük görev düşüyor. “Sessiz kalsın” diye verilen telefon, kısa vadede rahatlık sağlasa da uzun vadede gelişimsel bedeller doğurabilir. Ekran süresi sınırlandırılmalı, içerik mutlaka denetlenmeli ve mümkünse birlikte izlenmelidir. Daha önemlisi, çocuğa alternatif sunulmalıdır: park, boya kalemi, kitap, mutfakta birlikte yapılan bir kek…

Okullara da önemli sorumluluklar düşüyor. Dijital farkındalık eğitimleri sadece çocuklara değil, ebeveynlere de verilmelidir. Öğretmenler, teknoloji ile gerçek deneyim arasında denge kuran programlar geliştirmelidir. Çünkü yasaklamak çözüm değildir; bilinçli kullanım öğretmek esastır.

Unutmayalım: Okul öncesi çocukluk, bir daha geri gelmeyen kısa ama hayati bir dönemdir. Bu dönemi parmak ucu kaydırmalarıyla değil; toprakla, suyla, kahkahayla, hikâyeyle doldurmalıyız. Dijital dünya çocuklarımızı ele geçirmesin; biz çocuklarımızı bilinçle dijital dünyaya hazırlayalım.

Belki de asıl soru şudur: Çocuklarımızı susturmak mı istiyoruz, yoksa gerçekten duymak mı?

.

KİMDİR:

  • Kdz. Ereğli’de Uzman Öğretmen Burcu Ertek Eroğlu, okul öncesi eğitim alanında çalışmalar yürütmektedir. Erken çocukluk gelişimi, öğretme motivasyonu, psikolojik sağlamlık ve okul öncesi eğitim programları üzerine akademik çalışmalar yapmakta; saha deneyimi ile bilimsel birikimini bir araya getirmektedir.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ