Astrolojinin Bilimsel Açıdan Sınırları Üzerine Eleştirel Bir Değerlendirme Astroloji, binlerce yıldır insanlığın anlam arayışıyla iç içe var olmuş bir sistemdir. İnsan karakterini yıldızlara bağlayan bu düşünce, tarih boyunca rehberlik ettiği kitleler açısından kültürel ve psikolojik bir anlam taşır. Ancak bilimsel doğruluk, geleneksel çekicilikle aynı şey değildir. Astrolojiyi eleştirel bir gözle incelediğimizde, iddialarının doğa yasalarıyla ve gözlemlenebilir verilerle büyük ölçüde örtüşmediği görülür.
Gökyüzü Sabit Değildir — Burçların Temeli Kaymış Durumdadır Astrolojinin temel dayanağı, gökyüzünün binlerce yıl önceki konumudur. MÖ 2000’lerde belirlenen Zodyak kuşağı o dönem yıldızların konumuna göre oluşturulmuştur. Ancak eksen kayması (precession) nedeniyle Dünya’nın ekseni yaklaşık her 72 yılda 1 derece değişir. Bu değişim bugün toplamda yaklaşık 24 dereceyi bulmuştur. Yani bir kişi “Koç burcuyum” dediğinde aslında Güneş çoğu zaman Balık takımyıldızındadır. Astrolojik sistem gökyüzü değiştiği hâlde sabit kalmış; temel harita güncellenmemiştir.
Gökcisimlerinin Fiziksel Etkisi Ölçülebilir — ve Çok Küçüktür Mars’ın veya Jüpiter’in üzerinde uyguladığı çekim gücü, doğumhanedeki bir sandalyenin etkisinden bile küçüktür. Yerçekimi yasası matematiksel bir sistemdir ve ölçüme izin verir; bu ölçüm ise astrolojik iddialarla uyuşmaz. Eğer gezegenler kaderimizi belirliyorsa, yanımızdaki masanın etkisinin Jüpiter’den büyük olmasını da açıklamaları gerekir.
Evren Kevgire Dönmüşken Astroloji Hala Milattan Önce Sisteminde Çalışıyor Her yıl binlerce yıldız doğarken, bazıları ölür, süpernova patlamaları meydana gelir, galaksiler yer değiştirir. Gökyüzü dinamik bir laboratuvardır — fakat burçlar, Yunan filozoflarının bakabildiği kadrajdan öteye geçmez. Astroloji, gökyüzünün değişimine değil, geçmişte dondurulmuş bir fotoğrafa bakar.
Merkür Retrosu Meselesi — Yanılsamanın Bilimsel Açıklaması Astrolojide sıkça duyulan “Merkür geri hareketine başladı” cümlesi, aslında fiziksel bir geri gidiş değil, perspektif kaynaklı bir optik illüzyondur. Gezegenlerin Güneş çevresindeki hız farklılıkları nedeniyle, Dünya’dan bakınca Merkür sanki geriye gidiyormuş gibi görünür. Bu olgu Kopernik öncesi dönemlerde bile fark edilmiş, hatta tutulmalar gibi gözleme dayalı olaylarla birlikte yorumlanmıştır. Sorun şu ki: Gözlenen şey gerçek değil, sadece görüntüsel bir geri kaymadır. Merkür hiçbir zaman fren yapıp geri vitese takmaz. Buna rağmen astroloji, bu görsel yanılsamayı iletişim bozuklukları, teknoloji arızaları, ayrılıklar, anlaşmazlıklar gibi son derece karmaşık insan davranışlarıyla ilişkilendirir. Bir gezegenin görünür hız açısındaki değişim ile insanların psikolojik süreçleri arasında nedensellik değil, metaforik bağ vardır. Tarihsel olarak bilinen, ancak bilimsel bağlamda açıklanan bu olay bugün hâlâ mistik anlamlarla yükleniyorsa, sorun gökbilimde değil yorum kültüründedir.
Bilimsel Testlerde Başarı Sağlayamamıştır Astrologların kişilik testleriyle burç uyumunu eşleştirmeye çalıştığı Carlson Deneyi, sonuçların rastgelelikten farklı olmadığını göstermiştir. Yani astroloji kişilik tahmininde bilimsel geçerlilik ortaya koyamamıştır. Sonuç: Gökyüzü Değişir, Bilim Gelişir — Astroloji Olduğu Yerde Durur İnsanlığın yıldızlara bakarak kendine anlam araması doğal ve insani bir ihtiyaçtır. Ancak bilim ile inanç aynı cümlede toplanınca kavramlar karışır. Gökbilimin açıkladığı olgular astrolojinin iddialarını doğrulamak bir yana, tersine işaret eder. Merkür geri gitmez, yıldızlar sabit değildir, burçlar kaymıştır ve ölçülebilir etki modelleri yoktur. Yıldızlar bizi yönetmez; sadece merak ettirir. Belki de yıldızlar bize fal değil, merak duygusu fısıldıyordur. Asıl büyü, gökyüzüne bakıp yanıt beklemekte değil, soru sorabilmektedir. Cevabı da bilimden beklemektedir.