logo

DR. TUGAY YAZGAN, GÜNCEL KONU ‘SINAVLARI’ ELE ALDI

Uzman Psikolog Dr. Tugay YAZGAN

Uzman Psikolog Dr. Tugay YAZGAN
tyazgan@haberhayat.net
DR. TUGAY YAZGAN, GÜNCEL KONU ‘SINAVLARI’ ELE ALDI

Bir Milletin Karnesi: Çocuklarımız mı Kaybediyor, Yoksa Geleceğimiz mi?

Her yıl aynı manzarayı yaşıyoruz. Milyonlarca öğrenci aylarca, hatta yıllarca hazırlanıyor. Evlerde sessizlik hakim oluyor, özel dersler, kurslar, deneme sınavları birbirini takip ediyor. Sonra birkaç saatlik sınavın ardından milyonlarca hayalin kaderi açıklanan sonuçlarla yeniden şekilleniyor.
Ancak bu sonuçlar yalnızca öğrencilerin başarısını göstermiyor. Onlar aynı zamanda bir ülkenin eğitim sisteminin, aile yapısının ve toplumsal önceliklerinin de aynası oluyor ve bu aynaya cesaretle baktığımızda karşımıza çıkan tablo ne yazık ki iç açıcı değil.

Üniversiteye giriş sınavı olan TYT’de öğrenciler, 40 matematik sorusunda ortalama sadece 6,8 net yapabiliyor; yani öğrencilerin büyük çoğunluğu matematik sorularının dörtte üçünü çözemiyor.
Fen Bilimleri testinde ise tablo daha da düşündürücü. 20 soruda ortalama yalnızca 4,3 net. Başka bir ifadeyle öğrenciler, fen sorularının yaklaşık yüzde 80’ini doğru cevaplayamıyor.
Alan Yeterlilik Testi’nde (AYT) durum çok farklı değil: 40 matematik sorusunda ortalama 7 net.
Fizikte 14 soruda 2,7 net…
Kimyada 13 soruda 2,2 net…
Biyolojide ise 13 soruda yalnızca 3 net.

Bu rakamlar artık bireysel başarısızlık olarak açıklanamaz. Bu, sistemin bize verdiği toplumsal bir rapordur.
Liseye geçişte de tablo değişmiyor. LGS’de öğrenciler 20 matematik sorusunda ortalama 5 ila 5,6 net yapabiliyor. Yani daha ortaokul çağında çocuklarımız matematik sorularının yaklaşık dörtte birini doğru çözebiliyor.
Türkçe testinde ortalama 9,5 ile 12,5 net arasında değişirken, Fen Bilimleri testinde 8,5 ila 9,2 net seviyesine ulaşılıyor.

Bu veriler bize önemli bir gerçeği söylüyor: Sorun yalnızca matematik değil, sorun; problem çözme, analitik düşünme, akıl yürütme ve sorgulama becerileridir.
Bu durumda bazı soruları sormanın zamanı da geldi demektir:
Gerçekten çocuklarımız mı başarısız, yoksa onları yetiştiren sistem mi? Çocuklarımız doğduklarından itibaren doğaları gereği merak ederler. Sürekli “neden?” diye sorarlar.
Dokunurlar,
Bozarlar,
Denerler,
Yanılırlar.
İşte öğrenme böyle başlar.
Fakat zamanla biz onlara;
“Yanlış yapma.”
“Ezberle.”
“Denemelerde kaç net yaptın?”
“Başkasının kaç puanı var?”
demeye başlıyoruz.

Merakı ödüllendirmek yerine puanı ödüllendiriyoruz, düşünmeyi değil, doğru şıkkı işaretlemeyi öğretiyoruz. Sonra da çocuklarımızın düşünemediğinden yakınıyoruz.

Bugün matematikte alınan düşük netler aslında sayıların değil, düşünmenin krizidir. Fen bilimlerindeki başarısızlık ise formüllerin değil, bilimsel merakın kaybıdır. Türkçe testindeki görece yüksek sonuçlar bile okuduğunu anlama ve yorumlama konusunda uluslararası ölçümlerde istenilen seviyeye ulaşamadığımız gerçeğini değiştirmiyor.
Eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir, bilgiyi kullanabilen insan yetiştirmektir.
Ezberleyen değil, üreten; tekrarlayan değil, sorgulayan; kopyalayan değil, çözüm geliştiren bireyler yetiştirmektir.

Bir başka gerçeği de konuşmalıyız.
Çocuklarımız tarihin en fazla bilgiye ulaşabilen nesli ama aynı zamanda en kolay dikkati dağılan nesli. Saatlerce kısa videolar izleyebilen bir çocuğun kırk soruluk bir matematik testine odaklanmasını bekliyoruz.
Telefonları suçlamak kolay, çocukları suçlamak daha da kolay.
Asıl zor olan ise şu soruyu sormak: Biz çocuklarımıza gerçekten öğrenmeyi mi öğretiyoruz, yoksa sadece sınav kazanmayı mı?
Albert Einstein‘ın meşhur sözü bugün belki de hiç olmadığı kadar anlamlı: “Eğitim, okulda öğrenilenlerin unutulmasından sonra geriye kalandır.”
Peki bizim çocuklarımızın zihninde geriye ne kalıyor, bilgi mi yoksa yalnızca sınav stresi mi?

Ailelere Bir Çağrı
Sevgili anne ve babalar…
Lütfen çocuğunuzun değerini sınav sonuçlarıyla ölçmeyin. 40 soruda yapılan 6 matematik neti, onun zekasını göstermez. 20 soruda yapılan 5 matematik neti, onun geleceğini belirlemez. Bir çocuğun potansiyeli, optik forma sığmayacak kadar büyüktür. Çocuklarınız sizden öncelikle başarı değil, güven bekliyor. Karşılaştırılmak değil, anlaşılmak istiyor. Evde kuracağınız tek bir cümle bazen bir öğretmenin anlattığı yüzlerce dersten daha etkili olabilir.
“Kaç net yaptın?” diye sormadan önce bir kez de şunu sorun: “Bugün seni en çok düşündüren soru hangisiydi?”
“Yanlış yaptığın sorudan ne öğrendin?”, “Birlikte çözmeyi dener miyiz?”
… Çünkü öğrenme korkuyla değil, merakla başlar.

Ve unutmayalım…
Bugün sınavlarda gördüğümüz düşük netler yalnızca çocuklarımızın değil; eğitim anlayışımızın, ebeveynlik yaklaşımımızın ve toplumsal önceliklerimizin de notudur. Çocuklarımızın daha yüksek puanlara değil; daha güçlü düşünme becerilerine, daha fazla meraka ve daha çok cesaretlendirilmeye ihtiyacı var. Eğer gerçekten geleceği değiştirmek istiyorsak, önce başarı tanımımızı değiştirmeliyiz.

Çünkü bir milleti ayağa kaldıran; sınavlarda en çok doğruyu yapanlar değil, hayatta doğru soruları sorabilen nesillerdir.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ZAMANA BIRAKMAK

    16 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Her şeyin bir vakti olabilir, bununla birlikte bilmenizi isterim ki birçok şey kendiliğinden çözülmez. Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, her şeyi hemen çözmek zorunda olduğunu düşünmesidir. Bir ilişkinin geleceğini bugün bilmek, bir kaybın acısını yarın unutmak, bir kararın doğruluğundan hemen emin olmak, kırılan bir kalbi birkaç güzel cümleyle onarmak isteriz. Beklemeye tahammülümüz azaldı. Belirsizlik karşısında sabrımızı, sonuç alamadığımızda umudumuzu kaybediyoruz. Oysa hayat, aceleye getirdiğimiz kararlarla değil, za...
  • TANZİMAT DÖNEMİNDE EREĞLİ KÖMÜRLERİ-1

    13 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Kömür madeni Osmanlı İmparatorluğu’nda II. Mahmud’un padişahlığı zamanında, Ereğli’de Uzun Mehmet tarafından 1829 yılında bulunmasına karşın işletmeye Padişah Abdülmecid zamanında başlanmıştır. Kömür ocaklarının açılması ve imparatorluğun bu madenden faydalanması ancak 1841 yılında olabilmiştir. Ereğli kömür ocakları 5 Kasım 1842-30 Kasım 1845 tarihleri arasında ilk defa yerli girişimci ve sermaye ile aralarında bir grup Galata sarrafının girişimleri ile Kömür Kumpanyası adı altında birleşmiştir. Ereğli kömür ocakları bu kumpanya tarafında...
  • PLATON’UN MAĞARASI: GÖRDÜĞÜMÜZ ŞEY GERÇEK Mİ?

    10 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Bazen insanın en büyük yanılgısı, gördüğü şeyin gerçek olduğuna inanmasıdır. Oysa görmek, her zaman bilmek değildir. Yaklaşık 2.400 yıl önce Platon, Devlet adlı eserinde bugün hala insan zihnini sarsan bir hikaye anlattı: Mağara Alegorisi. Bir grup insan düşünün: Doğduklarından beri bir mağaranın içinde zincire vurulmuşlar. Başlarını çeviremiyor, arkalarına bakamıyorlar. Önlerinde yalnızca mağaranın duvarı var. Arkalarında ise bir ateş ve ateşin önünden geçen insanların taşıdığı çeşitli nesneler... Mağaranın duvarına yansıyan gölgeleri ...
  • BALCI’YA FIRSAT, KELEŞ’E İHTAR, YAĞIZ’A DENGE…

    04 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Karadeniz Ereğli Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinin çok parçalı bir tablo ortaya çıkaracağı önceden belliydi. Arslan Keleş’in başını çektiği mevcut yönetimin listesine karşı Yüksel Balcı’nın listesi yarıştı. Hizmet meslek grubunda bağımsız hareket eden Kürşat Yağız’ın Balcı ile ittifak yapması, seçim öncesindeki dengeyi Balcı lehine değiştirdi. Bu birlikteliğin sandığa da yansıdığı kanaatindeyim. Aday ve proje tanıtım toplantıları, sonucun işaretlerini vermişti. Burada sadece Keleş’in 10 projesi ile Balcı’nın 23 projesi yarışmad...