
EREĞLİ’DE TRAFİK: SADECE YOL DEĞİL, KÜLTÜR SORUNU
Sabah işe yetişmeye çalışan bir sürücü, çocuğunu okula götüren bir anne, otobüs bekleyen bir öğrenci, park yeri arayan bir esnaf…
Hepsinin ortak bir problemi var: Trafik.
Karadeniz Ereğli’de trafik artık yalnızca bir ulaşım sorunu olmaktan çıktı. İnsanların günlük yaşamını, sabrını, stres düzeyini ve birbirleriyle ilişkilerini etkileyen bir kent sorununa dönüştü.
Üstelik bu sorun yalnızca Ereğli’ye özgü değil. Türkiye’nin pek çok kentinde araç sayısının artması, otopark yetersizliği, plansız kentleşme, toplu taşıma sorunları ve altyapının artan hareketliliğe yetişememesi benzer tablolar oluşturuyor.
Bilmeliyiz ki trafik sadece yol meselesi değildir. Aynı zamanda kültür ve insan psikolojisi meselesidir.
Trafik insanı değiştiriyor
Normal hayatında sakin olan bir insanı direksiyon başında öfkeli görebiliyoruz.
Bir araç önümüze kırıyor, sinirleniyoruz.
Birisi sinyal vermiyor, öfkeleniyoruz.
Kırmızı ışıkta birkaç saniye fazla bekliyoruz, korna çalıyoruz.
Park yeri bulamıyoruz, geriliyoruz.
Çünkü trafik, insanın sürekli karar vermek ve başkalarının davranışlarını tahmin etmek zorunda kaldığı stresli bir ortam. Zaman baskısı da buna eklendiğinde küçük bir trafik problemi büyük bir psikolojik gerilime dönüşebiliyor.
Bu gerilim yalnızca otomobilin içinde kalmıyor. Trafikte yaşadığımız stres, işimize, ailemize ve sosyal ilişkilerimize de taşınabiliyor. Sabah işe yetişmek için trafikte yarım saat öfkelenen insan, iş yerine sakin bir zihinle girmiyor. Bu nedenle trafik sıkışıklığını yalnızca “kaç dakika kaybettik?” diye değerlendirmek yeterli değil.
Trafik bize ne kadar psikolojik yük bindiriyor?
Asıl mesele bazen trafik değil, trafik kültürü
Bir kaldırıma park eden araç…
Yaya geçidinin üzerine bırakılan otomobil…
Otobüs durağını kapatan sürücü…
“Dörtlüleri yaktım, iki dakika duracağım” diyerek yolu daraltan araç…
Bunların her biri yalnızca trafik kuralı ihlali değildir. Aynı zamanda toplumsal bir mesaj verir: “Benim işim, başkasının hakkından daha önemli.” Trafik kültürü, sadece trafik levhalarını bilmek değildir. Başkasının hakkını kendi hakkımız kadar önemsemektir.
Çünkü şehir hayatında hiçbir davranış yalnızca bizi etkilemez. Ben aracımı yanlış yere park ettiğimde sadece kendi zamanımı değil, başka insanların zamanını da kullanıyorum. Ben yaya geçidini kapattığımda yalnızca bir kuralı ihlal etmiyorum; yürüyen insanın hakkını da ihlal ediyorum. Dolayısıyla trafik, aslında birlikte yaşama kültürünün en görünür alanlarından biridir.
Benim özgürlüğüm, başkasının hakkının başladığı yerde sınırlandırılmalıdır. Elbette Ereğli’nin trafik problemini çözmek için altyapı yatırımları gerekiyor. Alternatif güzergahlar, çevre yolu, otoparklar, kavşak düzenlemeleri ve güçlü bir toplu taşıma sistemi önemli. Fakat yalnızca yol yapmak trafik kültürünü değiştirmeye yetmez.
Soruna üç ayaklı bakmak gerekiyor: Altyapı, denetim ve kültür.
Yol ve otopark yapılmalı.
Kurallar etkin biçimde uygulanmalı.
Ama aynı zamanda insanların trafik konusunda davranış biçimleri de değişmeli.
Çünkü hiçbir belediye her sokağın başına bir görevli koyamaz.
Her yanlış parkın başında polis bulunamaz.
Her trafik ihlalini kamera tespit edemez.
Kalıcı çözüm, insanların kimse görmediğinde bile kurallara uymasından geçer.
Trafik Eğitimi Çocuklukta Başlamalı
Trafik kültürünü yalnızca ehliyet sınavında öğretmek yeterli değil. Çocuk okulda yaya geçidinin önemini öğreniyor olabilir ama babası otomobiliyle yaya geçidinin üzerine park ediyorsa çocuk başka bir şey öğreniyor: “Kurallar başkaları için var.”
Bu nedenle trafik eğitimi aynı zamanda bir kentlilik eğitimidir. Okullar, aileler, belediyeler, emniyet, esnaf, sivil toplum ve üniversiteler bu sürecin parçası olmalıdır.
Ereğli’de psikoloji, sosyoloji, şehir planlama ve mühendislik alanlarının birlikte çalışacağı bir Trafik ve Kent Kültürü Projesi bile hayata geçirilebilir. Çünkü sorun yalnızca araçların hareketi değildir. İnsanların aynı şehri nasıl paylaştığıdır.
Ereğli’nin trafik sorunu bize kendimizi de anlatıyor. Ereğli’nin trafik sorununu çözmek için elbette yeni yollar, otoparklar, kavşak düzenlemeleri ve ulaşım planları gerekiyor.
Tüm bunların yanında başka bir şeye de ihtiyacımız var: Birbirimize saygıya.
Çünkü trafik, otomobillerin birbirleriyle mücadelesi değildir. Trafik; sabrımızın, sorumluluk duygumuzun ve birlikte yaşama kültürümüzün aynasıdır.
Ereğli’nin trafik sorununu çözmeye önce yollardan değil, birbirimize bakışımızdan başlamalıyız.
Bir şehri sıkıştıran şey yalnızca araç sayısı değildir. İnsanların birbirine ayırmadığı mesafedir.
Etiketler: EREĞLİ TRAFİĞİ » Tugay YazganBENZER HABERLER