
Geçtiğimiz günlerde ölen bir penguenin görüntüsü, kısa sürede sosyal medyada dolaşıma girdi.
Sessizliği, hareketsizliği ve “yanlış yerde” oluşu, hızla bir anlam üretme süreci tetikledi.
Penguen, neredeyse kolektif bir kararla, nihilist ilan edildi.
Oysa bu durum, penguenin psikolojisinden çok bizim psikolojimizi anlatıyordu.
İnsan zihni, özellikle belirsizlik ve kayıp karşısında, boşluğu çıplak haliyle tolere etmekte zorlanır.
Psikolojide bu eğilim, anlamlandırma ihtiyacıyla yakından ilişkilidir.
Anlam üretilemeyen yerde, semboller devreye girer.
Penguen bu noktada bir yansıtma nesnesi haline geldi.
Kendi tükenmişliğimizi, yön kaybımızı ve duygusal yorgunluğumuzu, sessiz bir hayvanın bedeni üzerinden okuduk.
Varoluşçu psikoloji bize şunu söyler:
Anlam krizi çoğu zaman dramatik değildir, yüksek sesle yaşanmaz
Aksine, sessizlikle, donuklukla ve “idare ediyorum” cümlesiyle ilerler.
Depresyon her zaman yoğun bir üzüntü değildir; bazen anlamsızlığın normalleşmesidir.
Penguenin bize bu kadar dokunmasının nedeni de buydu.
O görüntüde, doğayı değil; sabah işe giden, görevlerini sürdüren ama içsel olarak kopmuş insanı gördük.
Bu nedenle “nihilist penguen” ifadesi, bir hayvanın felsefi duruşunu değil; geç modern toplumun kolektif ruh halini tanımlar.
Sorulması gereken soru şudur:
Neden bir penguenin sessizliği, bu kadar çok insanın kendini anlatma biçimi haline geldi?
Belki de cevap basittir:
Penguen nihilist değildi.
Ama biz, bir süredir çok yorgunuz.
Ve bu yorgunluk, artık semboller üzerinden konuşuyor.
BENZER HABERLER