logo

USTA GAZETECİ ALİ BAHADIR’IN ARDINDAN…

Yıl 2007, Demokrat’ta çalışıyorum. İdari işler yoğun ama bir yandan radyo-tv programları yapıyor, bir yandan gazeteye köşe yazıyorum.

Ustalarla; Sina Çıladır ve Ali Bahadır Ağabeylerle koyu sohbetlerimizin tadına doyulmuyor.

Derken Bahadır, Televizyonu satıyor ve ara verdiği Uyanış Gazetesini bu kez dergi olarak çıkarmaya karar veriyor. Bizden de destek istiyor. “Neden olmasın” diyoruz ve bir kaç toplantı sonrası dergi projesi hayata geçiyor.

1 Mart 2007 Tarihli ilk sayının kapak başlıklarında Dönemin Valisi şimdinin İyi Parti İl Başkanı Yavuz Erkmen‘in TTK değerlendirmesi ve Başkan Posbıyık‘la benim söyleşim de var.

Birde köşe yazıları…

Uyanış Gazetesinden yıllar sonra bu kez Uyanış Dergi olarak çıkarken ve henüz mesleki ortalık bu kadar kirli-yoz değilken, bakalım başlıklar altında neler yazılmış :

Ali BAHADIR / NEREDE KALMIŞTIK

“Biz, ne mi yapacağız?
Bildiklerimizi okurlarla paylaşacağız. Ülke bütünlüğünden yana tavır koyanlarla, bu toprakları, kanları, canları pahasına bize vatan olarak armağan edenlerin aşağılanmasına izin vermeyenlerle, devletin ve milletin öz varlığını yabancılara peşkeş çekmeyenlerle omuz omuza olacağız. Yalancılar ve talancılarla gücümüz yettiğince savaşacağız. Sömürünün her türüne karşı koyacağız. Şu ya da bu siyasal parti ile değil, ama tüm siyasal düşünce akımları içinde yer alan namuslu, dürüst ülkesini ve milletini sevenlerle el ele tutuşacağız. Ulusal çıkarlarımızı savunanlarla dost olacağız. Belgesiz, bilgisiz, dedikodu üreten kesimlerden uzak duracağız. Ve, doğru bildiğimiz, inandığımız her şeyi, kimin ya da kimlerin çıkarını zedelediğine bakmaksızın yazacağız! Toplumu uyuttuğunu umanların uykusunu kaçıracağız! Gerçekleri görmeyen, duymayan ve anlamayanlar varsa, onları da daldıkları derin uykudan uyandıracağız! Üç maymun numarasına yatan siyaset bezirgânlarını sarsacağız! Bu ilk sayıda, bunun ipuçları görülmektedir.”

Sina ÇILADIR / UYANIŞ

Hiçbir yayın organı gökten zembille inmez; belirli bir iletişim ve kültür ihtiyacından veya boşluğundan doğar.

Toplumsal yaşamının gerçeklerinin geniş kitlelere iyi anlatılamadığı, yahut gerçeklerin saptırıldığı koşullar, kitlelerde bir iletişim açlık yaratır. Bu, değişik biçimlerde kendisini duyumsatmaya başlar; kitleler dürüst, namuslu sesler aramaya koyulur. Medyanın, daha doğrusu medya ortamının hassas duyargaları bunu algılar. Toplumsal, siyasal, kültürel ihtiyaca yanıt verebilecek, en azından bu iddiayı taşıyan yayın organları bunun üzerine ortaya çıkar.. Yeni yayınlar, boşluğu doldurabilirlerse, doldurdukları sürece, devam ederler.. İddiasız, laf olsun diye çıkanlarsa, paraları ve hevesleri tükenince basın dünyasından tası tarağı toplarlar .. Kimileri de işlevsizlikten bitkisel yaşama girer…

Kadim dostum Ali Bahadır’ın Uyanış’ı yeniden yayımlama kararı, bence bir ihtiyaçtan doğuyor. …

Doğan GÖNÜLLÜ / MEDYALAR VE ROLLER

Geçenlerde Üstat Sina Çıladır’ın; Ali Bahadır ve ben elinizdeki derginin doğum sancıları sırasındaki bir yemekte sol elini yumruk yapıp zaferle havaya kaldırarak “Ali, bunu yapsak yapsak biz yaparız” dediğini hatırlıyorum. Ardından Bahadır, “Doğru söylüyorsun Sina, bu ezberi biz değiştirebiliriz, Zonguldak’a borcumuzu sert ama faydalı finalle ve kaliteli bir şekilde yapacağız” diyerek gürlemeleri beni de heyecanlandırmış olacak ki, tanışma yazımda ancak tekrarlarla kendimi tanıtabilirim diye düşündüm. Yani demem o ki, bu köşede sizlerle sık sık “biz medya”yı yüksek sesle düşüneceğiz, tartışacağız hatta bazen kelemi kendimize batıracağız.”


GELELİM BUGÜNE:

Evet, vizyon ve misyonunu makaleler vasıtası ile (örnek olması dileği ile) özetlediğim Uyanış Dergisini yıllarca sırtlanan Ali Ağabey bir süre sonra dergiyi de bıraktı, emekli yaşamı sürdürdü. Ve bu sabah erken saatlerde Osman Sav‘ın mesajından öğrendim ki; bugün/5 Mart 2020’de hayata gözlerini yummuş. Bu vesile ile tüm zorlulara göğüs germiş, dimdik ayakta durmayı başarmış olan Sevgili Ali Bahadır’ı Allah’tan rahmet ve minnetle anıyorum. Hakkı geçmişse helallik istiyorum, hakkım geçmişse helal ediyorum. Nurlar içinde yat Mesleğimizin Duayeni Ali Bahadır Ağabey…

Ve ben o gün bu gündür hala medyayı düşünüyorum; İşini/dördüncü güç/basın görevini tüm zorluklara rağmen dürüstçe yapan ve ne yazık ki azınlıkta kalan değerli meslektaşlarımı tenzih ederek sıklıkla şunları soruyorum kendime:

Neden basın olarak bu kadar kötü ve güvenilmez hale geldik? Otokontrolümüz neden yok? Dedikodularla dolu, yüz kızartıcı üslupla yazılmış şantaj-tehdit gazeteciliği, şımarıkça ve sahte reyting çılgınlığı, ben bilirim kibri, etik ilkeler ve hukuk tanımaz tavır almış vs. başını giderken, kim dur diyecek bu yanlış gidişe?…

Bisiklet tamircisi, emlakçılık, vs.. yapmak için bile sertifika/belge gerekirken, gazeteciler için neden yeterlilik aranmaz. Toplumu, kamusal ve siyasi gücü, stk’ları sözüm ona hizaya sokmak isteyenlerin başıbozukluklarına, ahlaksızlıklarına hukuk da dur diyemiyor ise kendi pisliğimizi kim temizleyecek?

Laf bitti, acı gerçekle karşı karşıyayız: Ruhun şad, “namuslu, dürüst ülkesini ve milletini sevenlerle el ele tutuşacağız.” cümlelerin hepimize örnek olsun Sevgili Ali Bahadır Ağabey…

Etiketler:
Share
252 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ