logo

2025’İN KELİMESİ: DİJİTAL VİCDAN

TDK halk oylaması ile 2025 yılının kelimesini “Dijital vicdan” olarak belirledi.

Bir çağın ruhunu tek bir kavram anlatabilir mi? Bazen evet.

Vicdan, insanın kendi davranışlarını yargılayabilme kapasitesidir. İçimizdeki sessiz mahkeme… Bizi rahatsız eden, uyutmayan, sorumluluk almaya çağıran o iç ses.

Ama artık vicdanın sesi bildirim tonuna karışıyor. Bugün birçok insan için vicdan; bir paylaşım butonu, bir “beğeni” simgesi, bir hashtag kadar.

Acı ekranın içinde akıyor. Tepki de ekranın içinde kalıyor.

Ve böylece ortaya yeni bir fenomen çıkıyor: Eylemsiz duyarlılık.

Ekrandan acılar taşar, dünyanın başka bir yerinde insanlık utanç sınavından geçerken; bizler çoğu zaman yalnızca içerik üretiyor ve paylaşıyoruz. Olayın gerçekliği yerini temsilin estetiğine bırakıyor.

Bir trajedi, algoritmanın akışına dahil oluyor. Bir dram, etkileşim oranına dönüşüyor. Paylaştığımız her içerik sonrası içimizde kısa süreli bir rahatlama oluşuyor. Sanki görevimizi yapmış gibi. Sanki sorumluluğumuzu yerine getirmiş gibi.

Oysa çoğu zaman yaptığımız şey, yalnızca vicdanımızı dijital olarak yatıştırmak.

Dijital vicdan gerçek sorumluluğun yerine sembolik görünürlüğü koymak olmalıdır. Bu, kötücül bir niyet meselesi değil. Bu, çağın psikolojisi.

Çünkü dijital dünya bize hızlı rahatlama sunuyor. Hızlı tepki, hızlı onay, hızlı arınma. Ama gerçek vicdan hızlı çalışmaz.

Gerçek vicdan; rahatsız eder, bekletir, harekete zorlar, bedel ödetir. Dijital vicdan ise konforludur, kolaydır, maliyet gerektirmez.

Bir tıklama ile insan kendini “iyi insan” kategorisine yerleştirebilir. Fakat iyi hissetmek ile iyi olmak arasındaki mesafe, ekran kalınlığından daha fazladır.

Sembolik eylem, gerçek eylemin yerini almaya başladığında sorun başlıyor aslında. Eğer bir paylaşım yaptıktan sonra artık konuşmuyorsak, üretmiyorsak, bağış yapmıyorsak, bilinç oluşturmuyorsak, sorumluluk almıyorsak; o paylaşım bir farkındalık değil, bir rahatlatıcıdır.

Vicdan, pasifleştikçe toplum da pasifleşir.

Algoritmalar bizi öfkelendiriyor, duygulandırıyor, harekete geçmiş gibi hissettiriyor. Ama çoğu zaman fiziksel dünyada hiçbir şey değişmiyor. Hatta bazen daha tehlikelisi oluyor: İnsanlar “bir şey yaptım” yanılgısına kapılarak daha fazlasını yapma ihtiyacını kaybediyor. Bu, çağın en sofistike tuzaklarından biri olabilir.

Çünkü artık zulmü görmemek mümkün değil. Ama görmek, sorumluluk almak anlamına gelmiyor.

Dijital vicdan çağında acıya maruz kalmak, acıya karşı bağışıklık geliştirmeye yol açtığında ayrı bir risk başlıyor. Sürekli içerik tüketen bir zihin, trajediyi normalleştirebiliyor. Sürekli tepki veren bir parmak, eyleme geçmeyen bir bedeni gizleyebilir.

Belki de 2025’in kelimesi bize şunu sormak için seçildi: Biz gerçekten üzülüyor muyuz, yoksa üzülmüş görünmeyi mi seviyoruz?

Gerçek vicdan görünür olmak zorunda değildir, ama etkili olmak zorundadır.

Belki artık şu soruyu sormalıyız: Bu paylaşım beni rahatlattı mı, yoksa sorumluluğa mı çağırdı?

Eğer vicdan yalnızca dijital bir refleks haline gelirse, insanlık da bir simgeye dönüşür.

Vicdanın online olması değil, offline kalması bizi insanlıktan uzaklaştırıyor olabilir mi?

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ