Çocukken Pinokyo‘nun burnunun her yalan söylediğinde uzamasına şaşırırdık. Bugün ise dönüp etrafımıza baktığımızda, burnu uzamayan binlerce Pinokyo’nun arasında yaşadığımızı fark ediyoruz.
Modern insanın en büyük başarısı, gerçeği saklamayı becerebilmesidir. En büyük trajedisi ise, bunu önce başkalarına, sonra da kendisine yapmasıdır.
Artık yalan sadece ağızdan çıkan bir cümle değil, sosyal medyada “mutluyum” diye paylaşılan fotoğraflar, hiç bitmeyen başarı hikayeleri, kusursuz görünen ilişkiler, gösterişli yaşamlar… Bunların önemli bir kısmı, burnu uzamayan Pinokyoların sessiz çığlıkları!
Psikoloji bize ilginç bir gerçeği söyler: İnsan en çok başkasını değil, kendisini kandırır. Çünkü gerçek bazen ağırdır. Zihin ise acıyı hafifletebilmek için savunma mekanizmaları üretir. Bir süre sonra kişi söylediği yalana gerçekten inanmaya başlar. İşte o anda burnumuz uzamaz ama karakterimiz kısalmaya başlar.
Sosyoloji açısından bakıldığında ise toplumlar da Pinokyo olabilir. Gerçek sorunları konuşmak yerine vitrinleri parlatan, adaletsizlikleri görmezden gelip başarı masalları anlatan toplumlar, zamanla gerçeklerden uzaklaşırlar. Çünkü bir toplumun geleceğini yalanlar değil, gerçekle yüzleşme cesareti belirler.
Ne diyordu Sokrates, “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez.” Bu söz aslında bize kendi içimizdeki Pinokyo’yu sorgulamamızı öğütlüyordu. Nietzsche ise insanın çoğu zaman gerçeği değil, kendisini rahatlatan yanılsamaları tercih ettiğini anlatıyordu. Gerçek çoğu zaman can sıkıcı olsa da insanı olgunlaştıran ders ve öğeleri içerir.
Her yalan, vicdan ile insan arasındaki mesafeyi biraz daha artırır. Çünkü insanın en büyük kaybı, başkalarının güvenini yitirmesi değil; aynaya baktığında kendisine duyduğu saygıyı kaybetmesidir.
Bugün insanlar güven krizinden söz ediyor. Oysa güven, büyük sözlerle değil, küçük doğruların birikimiyle oluşur. Bir toplumda doğruluk sıradanlaştığında huzur artar; yalan sıradanlaştığında ise şüphe normalleşir. İşte o zaman herkes birbirine bakar ama kimse kimseye inanmaz.
Pinokyo‘nun hikayesinin sonunda gerçek bir insana dönüşmesi tesadüf değildir. Çünkü insan olmak, nefes almakla değil; dürüstlük, vicdan ve sorumlulukla mümkündür. Gerçek insan, hiç hata yapmayan değil; hatasıyla yüzleşebilendir.
Soralım o zaman: Burnumuz uzamadığı için mi rahatız, yoksa vicdanımız sustuğu için mi?
Çünkü hakikat er ya da geç ortaya çıkar. O güne kadar büyüyen şey ise burnumuz değil, taşıması giderek ağırlaşan sessizliğimizdir.
Etiketler: Tugay YazganİLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
28 Temmuz 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler
21 Temmuz 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler
16 Temmuz 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler
13 Temmuz 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler