logo

TUGAY YAZGAN: KIŞTA DONDURMA YENMEZ

KIŞTA DONDURMA YENMEZ

Bir zamanlar bu cümle bir öğüttü.
Hem sağlık tavsiyesi, hem hayat disipliniydi:
“Evladım, kışta dondurma yenmez.”
Bugün bir AVM’ye giriyorsunuz; ocak ayında insanlar ellerinde büyük külahlarla dolaşıyor. Kar yağıyor, biri buzlu kahve içiyor. Üşümemek için değil, hissetmek için yaşıyoruz artık. Çünkü çağ değişti.

Hatta sadece çağ değil, insanın dünya ile kurduğu ilişki değişti.
1970’lerin ve 80’lerin insanı mevsimlere göre yaşardı. Yazın domates başka kokardı, kışın portakal başka anlam taşırdı. Hayatın ritmini doğa belirlerdi. İnsan biraz dünyanın misafiri gibiydi. Şimdi ise dünya bizim hizmet personelimiz gibi davranılıyor. Mevsimlere hükmetmek istiyoruz. Yazı klimayla susturuyor, kışı kaloriferle yeniyoruz. Artık “ne zaman ne yapılır” değil; “canım ne istiyor” çağındayız.
Belki de mesele sadece dondurma değildir.
“Kışta dondurma yenmez” sözü, aslında toplumun sınır anlayışını temsil ediyordu. Her şeyin bir zamanı vardı. Acının, konuşmanın, sevmenin bile… Şimdi zamanın kendisini parçalamış durumdayız. Gece ile gündüz arasındaki çizgi silindi. İnsanlar sabaha karşı çalışıyor, öğlen kahvaltı yapıyor, ilişkileri hızla tüketiyor, duyguları “anlık bildirimler” halinde yaşıyor.
Modern insanın en büyük özelliği özgürleşmesi değil; sınırsızlaşmasıdır.
Oysa sınırsızlık bazen özgürlük değil, yön kaybıdır.
Nietzsche, “Özgürlüğün bedeli yalnızlıktır” derken bugünü görmüş gibiydi. Çünkü artık herkes istediğini yapabiliyor ama kimse neden yaptığını tam bilmiyor. Kışın dondurma yiyebiliyoruz evet; fakat aynı zamanda yaz ortasında içimiz üşüyor.
Psikolojik olarak da büyük bir dönüşüm yaşandı. Eski kuşaklar “dayanmayı” kutsardı. Yeni çağ ise “haz almayı” kutsuyor. Eskiden çocuklara sabretmek öğretilirdi; şimdi dikkat süresi birkaç saniyeye düştü. Bir mektubun haftalarca beklendiği dönemden, “görüldü atıldı” travmalarına geldik.
Freud insanın temel dürtüsünü haz olarak açıklıyordu ama toplum o dürtüyü dizginliyordu. Şimdi dizgin zayıfladı. Tüketim kültürü bize sürekli şunu fısıldıyor:
“İstiyorsan hemen sahip ol.”
Belki bu yüzden artık hiçbir şeyin tadı uzun sürmüyor. Çünkü beklemek yoksa kıymet de azalıyor.
Eskiden insanlar kışın dondurma yemiyordu; çünkü hayat biraz mahrumiyet içeriyordu. Mahrumiyet ise insan ruhuna derinlik kazandırıyordu. Bugünün insanı ise her şeye ulaşabiliyor ama birçok şeye bağlanamıyor. Çünkü kolay ulaşmanın bir bedeli var: Anlamın incelmesi.
Byung-Chul Han’ın dediği gibi: “Modern çağın hastalığı baskı değil, aşırı pozitifliktir.”
Yani artık kimse bize “yapamazsın” demiyor. Tam tersine herkes “her şeyi yapabilirsin” diyor. İşte insan ruhu tam da burada yoruluyor.
Kışın dondurma yenebilir elbette. Mesele sağlık değil artık. Mesele şu:
Biz mevsimlerin dışına mı çıktık, yoksa kendimizin mi?
Çünkü toplum bazen küçük alışkanlıklarla değişir. Bir söz kaybolur, bir utanma duygusu azalır, bir sabır biçimi unutulur… Ve yıllar sonra dönüp baktığımızda yalnızca davranışların değil, insanın da değiştiğini fark ederiz.
Belki de bu yüzden bugün en çok eski cümleleri özlüyoruz.
“Akşam ezanından sonra top oynanmaz.”
“Büyük konuşma.”
“Kışta dondurma yenmez.”

Çünkü o cümlelerin içinde sadece yasak yoktu; bir ritim vardı. İnsan ile hayat arasındaki eski anlaşma vardı.
Şimdi ise herkes özgür ama herkes biraz yorgun.
Ve galiba modern çağın en ironik tarafı şu:
Artık her mevsimde dondurma yiyebiliyoruz ama birçok şey eski tadını vermiyor.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ