logo

CANVER YAZDI : “HASANLI KÖYÜ VE DEFNE YAĞI”

Altın yay ve altın okların sahibi Güneş Tanrısı Apollon attığını vurur, nişanından şaşmaz bir tanrı idi. Küçücük, tosun ve toraman bir çocuk olan Afrodit’in oğlu Eros’ta; Romalı’ların Cupido’sunda bir ok ve yay görünce, ona ok ve yayla oynayacağına, eline bir meşale alıp seviştirdiği insanların yüreklerini yakmasını söyleyip azarlayınca; Aşk Tanrısı apalak Eros, onun yüreğine bir ok saplayıp güneş tanrısının aklını başından aldı, aşk ateşini bedeninde yaktı…

O sırada, yaşlı Pene ırmağının kıyılarında Pene’nin kızı Dafnis, kendi kendine türküler söylüyor, çiçekler topluyordu. O vadi, peri kızı Daphnae için, çiçekten, düşten ve sessizlikten ibaret bir beşikti. Çırılçıplak göğsü, kar beyaz omuzları ve masum gülüşü, güneşte bir yalın kılıç gibi çakıyordu… Fakat o apak göğsün altında, kızın yüreği, erkeklere karşı, en ufak duygudan, en yüksek doruklardaki karlar kadar bakirdi. Çünkü Daphnae, sonsuza dek bakire kalmayı kabul eden, tanrıça Artemis’in perilerindendi.

Genç kız, gelin sözünü ve evlenmeyi kendine hakaret ve zul sayıyordu. Bu iki şey anıldığında, yüzü kat kat pembeliklerle kızarıp utanç rengi ile kıpkırmızı harlardı.

İçi aşk duygularıyla kavrulan Apollon onu gördü; tanrı artık, Dafnis’in, canevinden vurulmuş vurgunuydu. Tanrı, peri kızına kavuşmayı, can yakıcı bir susayışla özlüyordu. Tanrının kendine doğru koştuğunu gören Daphnae’nin yüreği göğsünde korkuyla hopladı ve sonra alabildiğince kaçmaya koyuldu. Hızının rüzgarıyla etekleri havada uçuyordu; uyumlu, pürüzsüz kalçaları ve upuzun bacakları güneşte pırıl pırıl parlıyor, tanrının isteğine, kat kat istek katıyordu. Artık Apollon bacaklarının gücünden çok, isteğinin şiddetiyle peri kızının peşinden uçuyordu. Sonunda Apollon’un ateşli soluğu, Pene ırmağının kızının parlak ensesi ve kıvırcık saçlarını yakmaya başladı. Çıldırasıya koşan kız, çığlık çığlığa babasından kendisini kurtarmasını ister. Ne var ki, kızın damarlarındaki tatlı kan ve tepeden tırnağa o şiddetli güzelliği, tanrıyı başka bir dilden davet ediyordu.

Daphnae artık koşamıyordu, kendini salıverdi. Gözlerini kapayarak titrek ve çıplak durakoydu. Topuklarına kadar inen gür saçlarının arasından, tanrının sadağının tıkırdadığını duydu. Onun sarılmasını bekliyor ve artık babasını çağırmıyordu.

Güzel kız, Apollon’un onun adını çağıran yüzünü ve onun susayan dudaklarını gördü. Artık peri kızı kendinden geçmiş, kendini ışıklı gücün kucağına salıvermişti. Apollon, perinin yumuşak çıplaklığını örten saçlarını bir yana atarak, kızı bütün isteğiyle sardı.

Kızına yardım etmek için çabalayan Irmak Tanrısı Pene’nin isteğiyle Daphnae ağaca dönüyordu. Kızın ayakları, kıvrılan kökler gibi nemli topraklara dalıyor, oradan yukarıya doğru, kalçalarına kadar olan yerini bir ağaç gövdesi sarıyordu. Artık kolları, dirseklerine kadar, dallara dönmüştü. Derisinin kar aklığı yeşillere karışa karışa, göbeğinden memelerine yayılıyor ve onun ardısıra da, bir ağaç gövdesinin kaskatılığı bedenine yükseliyordu. Saçları bile körpe yapraklara dönüşüyordu. Ve koskoca tanrı bir şey yapamıyordu…

Artık kızın göz kapakları titreşen iki yaprak, gözleri iri iri iki damla ağaç özsuyu olmuştu. Bir ağacın öz canından süzülüp gelen ağır sakız damlalarıydı onlar… Apollon eğilip peri kızının hala kıpkırmızı olan dudaklarından istekle öptü. Taptaze fidan, sevgiyle sarsıldı, bütün dalları şiddetli bir duygu ile tiril tiril pırıldayarak aydınlandı ve Apollon’un alnını sanat ışığıyla donattı. Ormanın tekmil ağaçları heybetli bir iç çekişiyle fısıldadı, uğultu oldu… işte o zaman tanrının acısı türkü ve müzik şeklinde yükseldi. Onun sesini ıssız dağlar, serin vadiler, uzak enginler duydu. Öyle ki her yana Daphnae’nin güzelliği sindi. Türkü acı bir hüzünle susunca, defne ağacının altına uzanan tanrının alnını, fidanın en uzun iki şah dalı, biri sağdan, öteki soldan sardı ve başına apaydın taç ve nur çelengi oldu. Tanrı da sevgilisine seslenerek; ‘’Ey Dahnae, artık bundan böyle bütün insanlar senden bir dal ve bir çelenk isteyecekler. Bu çelenk, bir tanrının  bu gece göklere boşanan ölümsüz ilahisinin belirtisi olacak’’ dedi.

Bir zamanlar Herakleia Pontika adıyla anılan Kdz Ereğlisi çevresi de kesif bir defne ağacı örtüsüne sahip… Halk arasında taflan diye söylenir… Demek ki, antik dönemden beri bölgemizde de Daphnae’ye, Apollon ezgisini söylüyor…

Defnenin yaprakları yaklaşık %2 oranında hoş kokulu uçucu yağ içermektedir. Çok eski çağlardan beri ilaç olarak da kullanılan yaprakların sindirime yardımcı, terletici ve antiseptik etkisi vardır. İdrar artırıcı ve romatizma ilacı olarak kullanılan meyvelerinden defne yağı elde edilir. Tıpta ve veteriner hekimlikte, deriye sürülerek romatizma ağrılarına ve dış asalaklara karşı kullanılan defne yağından ayrıca, sivilceleri ve yaraları iyileştirici, saç dökülmesini önleyici sabunlar da yapılır. Kozmetik sanayiinde de kullanılır.

Geçtiğimiz yıllarda Alaplı’nın Hasanlı köyünde, müteşebbis köylülerimiz; ‘’Defne Kokan Eller Projesi’’ kapsamında, Daphnae’nin göz yaşları olan defne yağını elde etmek için çalışmaya başladılar.

Etiketler: »
Share
399 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ