logo

ÇOBANLARIN TANRISI

DR. CAN CANVER

DR. CAN CANVER
cancanver7@gmail.com
ÇOBANLARIN TANRISI

Herakleia Pontika yöresinde de yaygın olarak tapınılan ama hakkındaki mitosların oldukça belirsiz olan Aristaios; ‘çobanların tanrısı’ olarak bilinir.

Genellikle kabul edilen bir açıklamaya göre, Apollon ile Nympha ( su perisi ) Kyrene’nin oğlu olarak Libya’da doğan Aristaios, daha sonra Teb’e gitmiş, burada Musalar’dan sağaltma ve kehanette bulunma dersleri almıştır. Kadmos’un kızıyla evlenerek Aktaion’un babası olmuştur. Uzun yolculuklardan sonra Trakya’ya varan Aristaios’un, Herakleia Pontika havalisine de gelip burada ‘khlaina’ denen yün şalına sarınıp, ‘avlos’ adı verilen kavalını öttürerek yöre çobanlarına mesleğin sırlarını öğrettiği sanılmaktadır.

Aristaios yardımsever bir tanrıydı; çobanların ve avcıların koruyucusuydu. Arıları evcilleştirmeyi, üzüm ve zeytin yetiştirmeyi öğretmişti. Çoğunlukla Zeus, apollon ve Dionysos ile özdeşleştirilmiştir. Çoban kılığında, bazen koyun taşıyan genç bir erkek olarak temsil edilmiştir.

Küçük ve büyükbaş hayvan sürüsünü güden, otlatan, koruyan kişilere denir; çoban… Güttükleri hayvanın cinsine göre kuzu, koyun, sağmal, koç, yoz, dana ve sığır çobanı gibi adlar alırlar. Çoban, genel olarak yaz ve kış dönemleri için yaklaşık altışar aylık sürelerle tutulurlar. ‘Yaz çobanı’, Mart’ın ilk haftasından Ekim’in son haftasına, ‘kış çobanı’ ise Ekim’in son haftasından, Mart’ın ilk haftasına kadar iş yapar. Bir köyün bütün hayvanlarından oluşan sürü için ise köylüler ortaklaşa çoban tutabilirler. Bu çoban genellikle köyden ya da yakın çevredendir. Hayvanların sağım işi ise sürü sahibinin kırdaki ağıllarında yapılır.

Yazın öğle sıcağında koyun otlatılmaz. Çoban sürüyü gölgeli gündüz yatağına götürür. Sürüyü gündüz yatağına götürmede çobanın yardımcısı ‘sürübaşı’ denen bir koyun veya keçidir. Sürübaşına ‘kös koyunu’, ‘el koçu’, ‘teke seyis’, ‘koyun seyis’ gibi adlar da verilir. Çoban, ‘kös’ diye seslenince buna alışmış olan hayvan, önceden belli olan yatak yerine doğru yürümeye başlar, sürü de onu izler.

Sıcak azalınca çoban sürüyü yeniden yaylıma çıkarır. Otlanacak yere gelince köpeğiyle sürüyü yedekleyip sürübaşı davarı gezdirir. Yazın sürü gece yatağına götürülüp açık havada yatırılır. Sürü ile birlikte çoban da kepenek içinde uyur. Çobanın bir de ‘yatak koçu’ olur. Çoban uyurken yatak koçunu bir iple parmağına bağlar. Bir koyun gün doğmadan kalkıp sürüden ayrılırsa yatak koçu da kalkar. Böylece ip gerilir ve çoban da uyanır. Onlar bunu pirleri olan Çobanların tanrısı Aristaios’tan öğrenmişlerdir.

Kış aylarında sürü gündüzleri kar olmayan yerlerde otlatılır. Karakış geldiğinde otlatma işi tümüyle durur, hayvanlar kuru yemle beslenir. Bu durumlarda iki üç günde bir hayvanlar çevrede dolaştırılır, bu arada ağılın temizliği yapılır. Bu yüzden kış çobanı çoğunlukla ağıl ve çevresinde çalışır.

Koyun yıkama, koç katımı, yün kırkma, yavrulamanın ne zaman başlayacağı gibi konularda sürü sahibini uyarmak ve bu işler sırasında yardımcı olmak çobanın görevleri arasındadır. Çoban hakkı eskiden tahıl ya da hayvan olarak ödenirdi.

Çobanlar çer ( çör ) denen çalı, çırpıdan yapılma ‘ağla’larda davarları geceleri barındırırlar. Bu çit alanda şişek denen 2 yaşından büyük koyunlar, koçlar, keçiler, erkeç ve tekeler tutulur. Dövüşçü koçlara ‘koçkar’ denilir. Sütü bol maltız keçileri ile kıldan zengin tiftik keçileri de bunlara katılır. Semiz ve besili davarlara ‘tavlı’ adı verilir. Sürüye kılavuzluk eden ‘kösemen’ koç veya tekeler de ağlada dururlar.

Sadece koyunların bulunduğu yerlere ‘gelembe’ denir. İki kuzusu olan koyunlara ise ‘meleş’ adı verilir. ‘Kuzuluk’ denilen yavru davar barınaklarında da kuzular, oğlaklar; ‘çepiç’ denilen 1 yaşındaki keçilerle, ‘toklu’ denilen 1 yaşındaki kuzular barındırılır.

Davar sürüleri, öğle sıcağında ise çobanlar tarafından ‘eğlek’ denilen gölgeliklere çekilir. Davar çobanları, ‘karabaş’ denilen çoban köpekleriyle hayvanlarını meralarda, otlaklarda otlatır, zamanı gelince kırkımlarını yapıp, koçkatımlarını gerçekleştirirler. Susuzluklarını da kırba denilen deriden su torbalarıyla giderirler. Hayvanlarını ise yalap yalap akan yalaklarda sulatırlar.

Sığırtmaç denilen büyükbaş çobanları ise; ağızlarından ‘memeş’ dene salyalar akıtan sığır ve inek sürülerini, Anadolu’nun farklı yerlerinde su sığırı, camuz, kömüş de denilen manda gruplarını yazları yaylaklarda, sonbahar ve güz de denen hazan aylarında ve kışlarda; ‘koyak’ denilen vadilerde, ‘kıran’ denen bayırlarda, ‘keli’ denilen taşlı, verimsiz tarlalarda, kıraç, bitek olmayan verimsiz alanlarda otlatırlar. Ereğli yöresinde sığırın siyah alaca ya da montofon cinsleri tercih edilir. Yöremizde mandaya ‘dombay’, yavrusuna malak denir. Eskiden bu hayvanlar Dombay Deresi denen mahalde su içinde yatarlardı. Yine bölgemizde 1 yaşını geçmiş danalara ‘düğe’ ( düve ), genç boğalara ‘tosun’ adı verilir. Çok böğüren hayvanlara ise ‘iğrik’, çiftleşmek isteyen hayvana da ‘kösnül’ denilir.

Sığırtmaçlar sürülerini suvat denilen hayvan sulama yerlerindeki savaklarda suvarlar.

Büyük veya küçükbaş hayvanlar yazları mürdümük ve korunga denilen yem bitkileri, pelemir denen mavi mor çiçekli tarla bitkileri, tarla ve yol kenarlarında biten şahtere, peygamber çiçeği denilen mavi çiçekli buğday tarlası bitkileri ile, kış aylarında ise tınaz denilen ot yığınları ve ‘dokurcun’ denilen konik tarzdaki saman yığınlarından alınan saman ya da ‘kesmik’ denilen ince kesilmiş samanlarla, bir de ‘köftün’ denilen sığır küspesi ile beslenir.

Çobanlar kış aylarında ahırların temizliğini yaparak ‘temek’ denilen samanlık veya ahır pencerelerinden ‘kığ’ denilen koyun, keçi pisliklerini ya da ‘mayıs’ denilen taze sığır gübrelerini dışarı atarak tarlalara serilmek üzere biriktirirler.

Bunca iş gören çobanların bir de bayramları vardır. Çobanlık dönemlerinin bitiminde yapılan bu şenliklere ‘çoban bayramı’ denir. Altı aylık dönemler için tutulan çobanların dönem sonunda sürüyü teslim edişleri, hayvanlara iyi bakıp bakmadıklarının denetlenmesi ve bir araya gelerek eğlenmeleri için düzenlenir.

Çoban bayramının akarsu kıyılarında yapılması gelenektir. Şenliğin yapılacağı yer ve zaman çevreye duyurulur. Akarsuyun bir yerinde küçük bir set yapılıp yaklaşık 2 m. Derinliğinde bir gölcük oluşturulur. Sürüdeki koyunların sırtları boyanır. ‘Sürübaşı’ olan koyun özel olarak rengarenk boyanır, küçük çan ve nazar boncuklarıyla süslenir.

Çobanlar sürülerini gölcüğün karşısına getirirler. Amaç çobanın sürüyü gölcüğe sokup karşıya geçirmesidir. Buna ‘suya çekilme’ denir. Çoban ‘viyaa’ diye bağırıp suya doğru koşar. Ardından çobanı izlemek için eğitilen sürübaşı koyun da gider. Sürü her zaman olduğu gibi, bu hayvanın ardından suya girer. Göleti duraklamadan kolaylıkla geçen sürünün iyi otlatıldığı düşünülür. Sürüsü suya girmeyen çoban köylünün güvenini yitirir. Suya çekilme bitince yenir, içilir. Çoban ve çobanlıkla ilgili anılar, öyküler anlatılır. Çoban, istemeden de olsa ekinlerine zarar verdiği köylüler varsa onlarla helalleşir, çobanlık hakkı olan parasını ve armağanlarını alır.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ZAMANA BIRAKMAK

    16 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Her şeyin bir vakti olabilir, bununla birlikte bilmenizi isterim ki birçok şey kendiliğinden çözülmez. Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, her şeyi hemen çözmek zorunda olduğunu düşünmesidir. Bir ilişkinin geleceğini bugün bilmek, bir kaybın acısını yarın unutmak, bir kararın doğruluğundan hemen emin olmak, kırılan bir kalbi birkaç güzel cümleyle onarmak isteriz. Beklemeye tahammülümüz azaldı. Belirsizlik karşısında sabrımızı, sonuç alamadığımızda umudumuzu kaybediyoruz. Oysa hayat, aceleye getirdiğimiz kararlarla değil, za...
  • TANZİMAT DÖNEMİNDE EREĞLİ KÖMÜRLERİ-1

    13 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Kömür madeni Osmanlı İmparatorluğu’nda II. Mahmud’un padişahlığı zamanında, Ereğli’de Uzun Mehmet tarafından 1829 yılında bulunmasına karşın işletmeye Padişah Abdülmecid zamanında başlanmıştır. Kömür ocaklarının açılması ve imparatorluğun bu madenden faydalanması ancak 1841 yılında olabilmiştir. Ereğli kömür ocakları 5 Kasım 1842-30 Kasım 1845 tarihleri arasında ilk defa yerli girişimci ve sermaye ile aralarında bir grup Galata sarrafının girişimleri ile Kömür Kumpanyası adı altında birleşmiştir. Ereğli kömür ocakları bu kumpanya tarafında...
  • PLATON’UN MAĞARASI: GÖRDÜĞÜMÜZ ŞEY GERÇEK Mİ?

    10 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Bazen insanın en büyük yanılgısı, gördüğü şeyin gerçek olduğuna inanmasıdır. Oysa görmek, her zaman bilmek değildir. Yaklaşık 2.400 yıl önce Platon, Devlet adlı eserinde bugün hala insan zihnini sarsan bir hikaye anlattı: Mağara Alegorisi. Bir grup insan düşünün: Doğduklarından beri bir mağaranın içinde zincire vurulmuşlar. Başlarını çeviremiyor, arkalarına bakamıyorlar. Önlerinde yalnızca mağaranın duvarı var. Arkalarında ise bir ateş ve ateşin önünden geçen insanların taşıdığı çeşitli nesneler... Mağaranın duvarına yansıyan gölgeleri ...
  • BALCI’YA FIRSAT, KELEŞ’E İHTAR, YAĞIZ’A DENGE…

    04 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Karadeniz Ereğli Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinin çok parçalı bir tablo ortaya çıkaracağı önceden belliydi. Arslan Keleş’in başını çektiği mevcut yönetimin listesine karşı Yüksel Balcı’nın listesi yarıştı. Hizmet meslek grubunda bağımsız hareket eden Kürşat Yağız’ın Balcı ile ittifak yapması, seçim öncesindeki dengeyi Balcı lehine değiştirdi. Bu birlikteliğin sandığa da yansıdığı kanaatindeyim. Aday ve proje tanıtım toplantıları, sonucun işaretlerini vermişti. Burada sadece Keleş’in 10 projesi ile Balcı’nın 23 projesi yarışmad...