logo

PANDEMİ DÖNEMİNDE GAZETECİLİK VE MEDYA SEKTÖRÜ

Doğan GÖNÜLLÜ

Doğan GÖNÜLLÜ
haber@haberhayat.net
PANDEMİ DÖNEMİNDE GAZETECİLİK VE MEDYA SEKTÖRÜ

Geçtiğimiz günlerde www.ereglibulteni.com web sitesi sahibi ve Kanal B temsilcisi Değerli Meslektaşım Sabriye Aşır, “Pandemi döneminde gazetecilik ve medya sektörünü” değerlendirmemi istedi benden.

Dilim döndüğünce bir şeyler söylemeye çalıştım ve yetkililere sektörümüze destek çağrısı yaptım. Kanal B’de ve Ereğli Bülteni’nde nasıl yer alacak bilmiyorum ama Aşır’dan izin alarak aynı konuyu köşeme de taşımaya karar verdim. Spontane gelişen röportaja “Ben aslında bu konuyu üç ana bölüme ayırdım. Öncelikle haber açısından, sonra ekonomi açısından, son olarak da neler yapılabiliri değerlendirmek istiyorum.” diye başladım ve özetle şöyle konuşmuşum( zira çözümü yine sağ olsun Aşır’dan aldım).

Pandemi başladığında öncelikle haber kaynaklarına ulaşımda ciddi sıkıntılar yaşadığımız söylenebilir. Bu gerek haber kaynaklarının tedirginliğinden gerekse bizlerin tedirginliğinden kaynaklandı. Çünkü ne olup bittiğini henüz bilemiyorduk ve basın toplantısı yapılsın mı-yapılmasın mı, ya da yapılsa bile biz basın toplantısına katılıp katılmamakta ciddi tereddütler yaşadık. Bu durum da aslında operasyonel yönden zararlı oldu! Çünkü bu sefer haber kaynaklarının, siyasilerin, ekonomik işletmelerin, sivil toplum kuruluşlarının bize haber bülteni yerine hazır haber göndermeleri gibi bir sonucu ya da süreci ortaya çıkardı. Kimi arkadaşlarımız ne yazık ki bundan memnuniyet duysa da aslında ben hiç memnun olmadım. çünkü biz haberi yapmaya gidiyoruz. Haberi alıyoruz, işliyoruz ve aktarıyoruz okuyucuya. Ancak hazır haberin suiistimal edilme ihtimali ucu açık bir durumdur. Dolayısıyla gelen haberleri aktarmak gibi bir mekanik işlemci olmaya başladık. Bu bence haberin kalitesine olumsuz yansıdı! Hala bu tedirginlik var mı? Evet var. Ancak bunu aşmaya çalışıyoruz. Önlemlerimizi daha sıkı, maske-mesafe-hijyen konularına hem haber kaynakları hem de bizler daha çok dikkat ederek bunu aşmaya çalışıyoruz.

İkinci konu; ana başlıkta ekonomiyi yani reklam-ilan verenler, aboneler açısından, hem de bizim onlara karşı aldığımız davranışlar açısından değerlendirmek istiyorum. İlk önce reklam verenler, ilan verenler pandemi başladığında tasarrufa gitmeye çalıştılar herkes gibi. Haklarıdır tasarruf… Ama tasarruf denince bizim insanımızın aklına önce hizmet sektörü ve onun içerisinde de basın geliyor. Önce reklam-ilanlar kesiliyor, abonelikler kesiliyor. Oysa aboneliğin aylık bedeli örneğin 25 lira, 40-50 lira; her neyse sembolik rakamlardır bunlar. Her insanın ödeyebileceği sembolik rakamlar olmasına rağmen reklam veren, ilan veren veya abone, hemen ‘Basın reklamlarını, aboneliğini keselim’ diyor. Bence bu maddi tasarruftan çok psikolojik olarak reklam vereni rahatlatıyor. Ancak tabii ki o taraf rahatlarken, tam tersi basın tarafı da bir o kadar rahatsız hale geliyor! Ciddi olarak bizi etkiliyor. Ne oluyor? Gelirler düşüyor, giderler artıyor; ekonomi tersine çalışmaya başlıyor. Bu da işimizin kalitesine çok olumsuz yansıyor. Gelirlerimiz azalınca biz ne yapıyoruz? Diyoruz ki, daha az elektrik harcayalım, daha az büro giderleri olsun, daha az internet harcayalım, daha az habere gidelim ve daha az personelle çalışalım… Tasarruf etmeye çalışıyoruz yani. Tüm bunlar bir araya gelince olumsuzluğu doğuruyor ve bu domino etkisi yaratarak, başta haberin kalitesine olmak üzere sektörün, medyanın, gazeteciliğin sürdürülebilir olmaktan çıkmasına neden oluyor. Bu önemli bir tehlike bence. Ve suiistimale de çok açık bir tehlike! Sürdürülebilir olması gerek diye düşünüyorum.

Tabii son olarak ne yapılabilir diye de düşünmek gerekiyor. Tüm yetkililer tarafından; başta Sayın Sağlık Bakanı ve Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere basının bu pandemi döneminde ne kadar önemli rol aldığı, ne kadar da olumlu yönde etkili olduğu çok sıklıkla dillendirildi. Zira biz hem kamunun sesi oluyoruz; duyuruları, ilanları veya bilinmesinde fayda olan tüm süreçlerde aktif rol alıyoruz, hem de kamuoyu tarafında da neler olup bittiğini kamu gücüne aktarıyoruz. Yani arada aracıyız. Bilindik basın görevini üstleniyoruz. Peki ama “basına(bu konuda) ne yapıldı?” diye sorduğumuz zaman, belki de hiçbir şey! Bir KOBİ kapsamında değerlendirilmekten öte, özellikle basın-medya sektörüne yönelik ne bir teşvik, ne bir özel düşük faizli ya da uzun vadeli kredi, ne de özel bir destekten söz edilemez. Açıkça bunun beklentisi içerisindeyiz aslında. Medyanın, özellikle yerel medyanın tam da bu sıralarda özel desteğe ihtiyacı var. Klişe bir sözdür ama “yerel basın demokrasinin kılcal damarlarıdır” denir; Bu kılcal damarlar yaşasın ki, demokrasimiz sağlam yaşasın. Bizim bu dönemde gerçekten ciddi anlamda desteğe ihtiyacımız var.

Hem sağlıklı haber yapabilmemiz, hem işletmelerimizi ayakta tutabilmemiz, hem de arkadaşlarımızın istihdamı açısından bu desteğe ihtiyacımız var.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

#

PANDEMİ DÖNEMİNDE GAZETECİLİK VE MEDYA SEKTÖRÜ” için 1 yorum

  1. Demokrasinin bel kemiği Basın dır. Özellikle Yerel basın , içinde yaşadığımız yörede olup bitenleri, birbirimizden haberdar olmamızı sağlar. Aksi taktirde göremeyiz,duyamayız ,ne olup bittiğini anlayamayız.
    Hepimiz ; zor şartlarda ayakta durmaya çalışan özellikle Yerel Basına destek olmalıyız.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • CANVER YAZDI: KSENEPHON VE ONBİNLERİN DÖNÜŞÜ

    25 Mayıs 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Ksenephon ( d. MÖ 431-ö. MÖ 350’den kısa bir süre önce ), Attika’lı bir Yunan tarihçisi olup Anabasis ( Onbinlerin Dönüşü ) adlı yapıtıyla tanınır. Anlatım biçiminden dolayı Antik Çağ’da çok tutulan bu eser, Latin edebiyatı üzerinde de büyük bir etki bırakmıştır. Varlıklı bir Atinalı aileden gelen Ksenephon, Atina ve Sparta arasındaki Peleponnessos Savaşı ( MÖ 431-404 )’nın karışık ortamında yetişmiştir. Sokrates’in yanında öğrenim gördü. Dolayısıyla aşırı demokratik yönetime karşı eleştirel bir tutum takındı. MÖ 401’de Atina’da demokra...
  • ÖZYAMAK YAZDI: GÜVENLİ DAVRANIŞ VE RUHSAL SAĞLIK

    25 Mayıs 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    GÜVENLİĞİN GÖRÜNMEZ KAHRAMANI: GÜVENLİ DAVRANIŞ VE RUHSAL SAĞLIK Yazı dizimizi, iş sağlığı ve güvenliğinin en hayati halkasıyla bitiriyoruz: Psikososyal Risk Yönetimi. Bu alan çoğu zaman ihmal edilir ancak kazaları önlemede en etkili yöntemdir. ISO 45001 fiziksel güvenliğin çerçevesini çizerken, ISO 45003 bu yapıyı çalışan ruhu ve refahıyla tamamlar. Zihin Yorulunca Beden Hata Yapar Geleneksel İSG sadece baret ve eldivene bakar. Ancak veriler daha derin bir tablo sunuyor: Genç Çalışanlar (18-25 Yaş):  İş kazalarının...
  • GERGİNLİK BİLE YORULDU MEMLEKETTE!

    24 Mayıs 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Bir ülke düşünün… İnsanları sabah alarm sesiyle değil, bildirim sesiyle uyanıyor. Döviz artmış mı, biri gözaltına mı alınmış, yeni zam mı gelmiş, sosyal medyada bugün kimler linç edilmiş… Gün daha başlamadan -gece boyunca tetikte olan- zihnimiz mesaiye böyle başlıyor. Aslında uyku, beynin kapandığı değil; tam tersine en yoğun bakımı yaptığı zamandır. İnsan uyurken beden dinleniyor gibi görünür ama beyin arka planda oldukça aktif çalışır. Hafıza düzenlenir, duygusal işleme devam eder, beyinsel temizlik sistemi -glimfatik sistem- daha ak...
  • LOKOMOTİF Mİ, VAGON MUSUN? ASLINDA BÜTÜN MESELE BU!

    19 Mayıs 2026 Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    İnsanlar yaşamda çoğu zaman iki role savrulur: Vagon ya da lokomotif. Birileri tarafından çekilen mi olacaksın, yoksa kendi yönünü belirleyen mi? Vagon olan insan, çoğu zaman hayatını dış etkenlerin belirlemesine izin verir. Ailesinin korkuları, toplumun beklentileri, partnerinin kararları, geçmiş travmaları ya da “Elalem ne der” düşüncesi onun raylarını döşer. Hareket eder ama kendi iradesinin gücüyle değil; bağlandığı lokomotifin yönüyle ilerler. Lokomotif olan insan ise kolay bir hayat yaşamaz. Çünkü yön vermek ağırdır. Karar almak, s...