logo

CANVER YAZDI: KDZ EREĞLİSİ’NİN FOLKLORİK UNSURLARI

DR. CAN CANVER

DR. CAN CANVER
cancanver7@gmail.com
CANVER YAZDI: KDZ EREĞLİSİ’NİN FOLKLORİK UNSURLARI

Toplumlarda geleneklere dayanan ve sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktarılan edebiyatı, maddi kültürü ve alt kültür ögelerini inceleyen bilime folklor ( halkbilim ) adı verilir.

Kdz Ereğlisi yöremizin de araştırılması gereken, ortaya çıkarılması gereken birçok folklorik değere sahip olduğu bilinmektedir. Yöremizin dans, müzik, çocuk oyunları, geleneksel sanat ve el sanatları vs. konularında yapılacak araştırmalar, derlemeler sonunda kentimizin folklorik arşiv ve müzeleri oluşturulabilecek, kurulabilecektir. Kdz Ereğlisi’nin halkbilimine ilişkin bilgileri kent kültürü kimlik duygusunu güçlendirecek, hemşehrilik bilincini pekiştirecektir. Kdz Ereğlisi ve köylerinde bazıları unutulmuş, bir kısmı yaşatılmaya çalışılan halkbilim değerleri arasında sayılabilecekler şöyle sıralanabilir…

Bunlardan ‘Açıl Kilidim Açıl’ oyunu, grup halinde oynanan bir çocuk oyunudur. Çocuklar ellerini yumruk yapıp üst üste koyarlar. En üstteki işaret parmağını yumruk yapılmış elin içine sokar, ‘açıl kilidim açıl’ der. Öbürleri de sırayla aynı hareketleri yaparlar. En alttaki yumruğunu iyice sıkarak ‘açılmaz’ der. Sonra tekerleme tarzında soru ve cevaplar ile oyun sürer gider.

‘Ambara Vurdum Bir Tekme’ oyunu da; ‘araba oyunu’ olarak bilinir. Grup halinde ve genellikle kızlar tarafından oynanır. Bir kişi ortaya oturur, diğerleri elele tutuşarak bir daire oluştururlar. Bunda da tekerleme halinde gündelik işlerin yapılış şekli sıralanır.

‘Yağ Satarım, Bal Satarım, Ustam Ölmüş Ben Satarım’ da; yanıltma ve kovalamaya dayalı, ezgili bir çocuk oyunudur. Ebe dışındaki diğer çocuklar yere çömelerek bir halka oluştururlar. Halkanın dışındaki ebe halkanın çevresinde dolanarak, ezgili tekerlemeyi söyler ve elindeki mendili çocuklardan birinin arkasına bırakır. Kovalamaca başlar; ebe, yerinden kalkarak kendisini yakalamaya çalışan çocuğun boşluğuna oturursa oyun yeniden başlar.

Kentimizde de bir zamanlar yapılan ‘ferfere’ geleneği, doğu ve güneydoğu Anadolu’da ‘sıra gezmesi’ olarak bilinir. Uzun kış gecelerinde dost, ahbap, komşu veya akrabaların birlikte yedikleri akşam yemeği ve o gece yapılan eğlence ve oyunlara bu ad verilmiştir. Kadınlar, kızlar, erkekler ve delikanlılarca  ayrı düzenlenebildiği gibi, akraba ferfenelerinde ailenin tüm bireyleri bir arada toplanır.

Kadın ferfenelerinde yemekten sonra fala bakılır, türküler, maniler söylenir, oyunlar oynanır. Yaşlılar masallar anlatır. Erkeklerin ferfenesinde, misafirlere hindi veya tavuk yedirilir. Sonra tavla, kağıt oyunları oynanır, sohbetler edilir. Konuklara kaşık veya irmik helvası, kabaklı gözleme, kaymaklı ekmek kadayıfı veya oturtma tatlısı gibi lezzetler ikram edilir.

Kdz Ereğlisi’nde ve köylerinde, düğün ve eğlencelerde, sünnet çocuklarının atla gezmelerinde çalgı eşliğinde oynayan erkeklere köçek denilmektedir. Köçek toplulukları, sayıları üçten bir iki düzineye kadar değişen köçek ( küçek )’ten, meyter denilen saz heyetinden ve maniler söyleyip çeşitli taklitler yapan oyunculardan oluşur. Kaptaş’ın favori oyun havası olarak öne çıkar. ‘’Allahcum ölmeycez mi?’’ sözü sıkça söylenir. Çalgılara keman, cümbüş, darbuka, def, kaşık ve zil de eklense de ana müzik aletleri davul ve zurnadır. Köçek ve meyterler eskiden köçek kahvelerinde bulunur, köçek kiralamak isteyenler buralara giderdi.

Köçek giysileri de eskiden çok gösterişli idi; işlemelerle bezenirdi. Kent köçekleriyle köy köçeklerinin oyun giysileri farklı olurdu. Köçeklerin şalvar giyenlerine ‘tavşan’ ya da ‘tavşan oğlan’ denirdi. Kent köçekleri oynarken kadife üstüne sırma işlemeli mintan, canfes cepken, sırmalı üstüfeden yapılmış ‘dört kubbe’ denen sırma saçaklı eteklik giyerler, bellerine sırma işlemeli kemer takarlardı.

Özellikle Osmanlı döneminde Ereğli’nin ileri gelenlerinin evlerindeki davetlerde köçek oynatılırmış. Ayrıca bazı kahvehanelerde, içkili erkek toplantılarında ve bayramlarda da köçek oynatılması adettenmiş.

Yine eski dönemlerde Bozhane balıkçılarının ağ, Ereğli gemicilerinin halat çekerken topluca söyledikleri mani tarzı türküye ‘heyamola’ denilirmiş. Kökeni ‘Eyyam ola, yel ese’ denilen gemici türküsüdür. Güç toplayabilmek ve birlikte hareket edebilmek için kullanılan bu sözcük ya da türkü; ‘yelesa’ sözcüğü ile birlikte ‘heyamola, yelesa’ biçiminde de söylenirmiş. Eskiden Ramazan’da çocukların mahalleliden para toplamak amacıyla oluşturdukları gruplara da ‘heyamola alayı’ denirmiş.

Çocukluğumda benim de oynadığım oyunlardan biri de ‘birdir bir’di. Seçilen ebe bacakları dik, elerlini dizlerine dayamış olarak durur, başını da öne eğer. Diğer çocuklar koşarak, ellerini ebenin sırtına basarak üzerinde atlarlar; sonra onlar da aynı şekilde durarak geriden gelenlerin atlamasını sağlarlardı.

Ereğli’nin unutulmuş oyunlarından biri de; ‘Dokuz taş’dır. Sınırları belirlenmiş bir alan içinde, iki takım arasında oynanan ve takımlardan birinin üst üste dizilmiş 9 adet taşı top atışı ile yıkmasından sonra karşı takımın ‘vurucu oyuncu’su tarafından topla vurulmadan, taşları tekrar üst üste koymaya çalışması, bu arada taşların üst üste konmasını önlemek üzere topla rakip oyuncuları vurma esasına dayalı bir oyundur. Beşer kişilik iki ekip tarafından oynanan bu oyunu özellikle orta ve lise çağlarımızda büyük bir keyif alarak oynardık. Çığlıklarımızdan mahalle ‘çın çın’ öterdi.

Günümüzde bazı köylerde ara ara yapılan yağlı güreş etkinlikleri eskilerde Ereğli’de çok rağbet edilen bir ata sporumuzdur. Güreşçiler zeytinyağıyla yağlanır, manda derisinden yapılmış ‘kispet’ giyerlerdi. Yağlanmadan yapılanına ‘karakucak’ güreşi denir. Yağlı güreşte; el ense, tırpan, boyunduruk, çırpma ( budama ), dalma, künde ve kemane denen oyunlar yapılır. Güreşçiler oturmuş ve ayaklar açık durumda iki elle geriye yaslanma, iki dirseğin yere değmesi, rakibi tarafından sırtının yere getirilmesi, rakibi tarafından ayaklarının yerden kesilip üç adım yürütülmesi veya kendi çevresi tarafında dönmesi, kispetin yırtılması veya çıkması durumlarında yenik sayılırlar.

Ereğli’de bebeğin ilk dişlerini çıkarması sebebiyle ikram edilen haşlanmış buğdaya ise ‘dişbuğdayı’ denir. Buğdayın içine gizlenen yüzük kime denk gelirse çocuğun hediyesini o yapar. Sofranın üstüne altın lira, mushaf, ayna, makas, kitap vs. eşya konduktan sonra bebek oturtularak bunlardan birini alması sağlanır. Hangi eşyayı alırsa ileride mesleğinin o olacağına inanılırdı.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • TSO YENİ YÖNETİMİ / KAMPÜS BEKLENTİMİZ / POSBIYIKLAR…

    27 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    TSO YENİ YÖNETİMİ / KAMPÜS BEKLENTİSİ / POSBIYIKLAR... Kent gündemi hızla değişiyor. Seçimler yapılıyor, yeni yönetimler göreve geliyor, toplantılar düzenleniyor, açıklamalar birbirini izliyor. Biz de haberleştiriyor, kamuoyuna aktarıyoruz. Ancak gazetecilik sorumluluğumuz, açıklamaları yayımlamakla bitmiyor. Söylenenlerin, verilen sözlerin ve kent adına yönelttiğimiz soruların takipçisi olmak da gerekiyor. Bugün birbirinden farklı görünen üç konuya bu gözle bakalım. TSO’DA BALAYINDAN SONRA… Kdz. Ereğli Ticaret ve Sanayi Od...
  • ENDOPLAZMİK RETİKULUM!

    23 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Hücrelerimizin İçinde Bir Psikolog Olsaydı… İnsan, hayatı boyunca bir şeyler üretir: Düşünceler, duygular, kararlar, ilişkiler… Bazen umut üretir, bazen kaygı; bazen çözüm bulur, bazen de aynı sorunu farklı insanlarla yeniden yaşar. Üstelik bütün bunları yaparken kendi davranışlarının nasıl ortaya çıktığını çoğu zaman fark etmez. Oysa bedenimizin en küçük fabrikası olan hücreler bile üretimin nasıl bir iş birliği gerektirdiğini bilir. Peki, insanın iç dünyası bir fabrika olsaydı, kim üretir, kim kontrol eder, kim dengeyi sağlar, kim de ...
  • ZAMANA BIRAKMAK

    16 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Her şeyin bir vakti olabilir, bununla birlikte bilmenizi isterim ki birçok şey kendiliğinden çözülmez. Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, her şeyi hemen çözmek zorunda olduğunu düşünmesidir. Bir ilişkinin geleceğini bugün bilmek, bir kaybın acısını yarın unutmak, bir kararın doğruluğundan hemen emin olmak, kırılan bir kalbi birkaç güzel cümleyle onarmak isteriz. Beklemeye tahammülümüz azaldı. Belirsizlik karşısında sabrımızı, sonuç alamadığımızda umudumuzu kaybediyoruz. Oysa hayat, aceleye getirdiğimiz kararlarla değil, za...
  • TANZİMAT DÖNEMİNDE EREĞLİ KÖMÜRLERİ-1

    13 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Kömür madeni Osmanlı İmparatorluğu’nda II. Mahmud’un padişahlığı zamanında, Ereğli’de Uzun Mehmet tarafından 1829 yılında bulunmasına karşın işletmeye Padişah Abdülmecid zamanında başlanmıştır. Kömür ocaklarının açılması ve imparatorluğun bu madenden faydalanması ancak 1841 yılında olabilmiştir. Ereğli kömür ocakları 5 Kasım 1842-30 Kasım 1845 tarihleri arasında ilk defa yerli girişimci ve sermaye ile aralarında bir grup Galata sarrafının girişimleri ile Kömür Kumpanyası adı altında birleşmiştir. Ereğli kömür ocakları bu kumpanya tarafında...