logo

“ŞİMDİKİ AKLIM OLSA”: PİŞMANLIK MI, SONRADAN GELEN İÇGÖRÜ MÜ?

Uzman Psikolog Dr. Tugay YAZGAN

Uzman Psikolog Dr. Tugay YAZGAN
tyazgan@haberhayat.net
“ŞİMDİKİ AKLIM OLSA”: PİŞMANLIK MI, SONRADAN GELEN İÇGÖRÜ MÜ?

Şimdiki aklım olsa” ifadesi, gündelik dilde basit bir pişmanlık cümlesi gibi görünse de psikoloji literatüründe oldukça katmanlı bir karşılığa sahiptir. Bu cümle, geçmiş yaşantının bugünkü bilişsel ve duygusal çerçeveyle yeniden değerlendirilmesini içerir. Yani kişi, geçmişteki benliğini bugünkü benliğinin bilgi, farkındalık ve düzenleme kapasitesiyle yargılar. Bu durum, çoğu zaman kaçınılmaz bir bilişsel yanlılık üretir.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) perspektifinden bakıldığında “şimdiki aklım olsa” düşüncesi, geriye dönük bilgelik yanlılığı (hindsight bias) ile yakından ilişkilidir. Kişi, bir olayın sonucunu bildikten sonra, o sonucu öngörmenin geçmişte de mümkün olduğunu varsayar. Oysa kararlar her zaman mevcut bilgi, duygusal yük ve çevresel koşullar altında verilir. BDT’ye göre sorun, geçmiş kararın kendisinden çok, bu kararın bugünde otomatik ve yargılayıcı düşüncelerle yeniden üretilmesidir.
Bunu yapmamalıydım” düşüncesi, çoğu zaman “O zamanlar başka seçeneğim yoktu” gerçeğini görünmez kılar.

Psikodinamik yaklaşımlar açısından bu ifade, benliğin zamansal bölünmesiyle ilişkilidir. “Geçmiş benlik” ile “şimdiki benlik” arasında kurulan bu mesafe, çoğu zaman sert bir süperego dilini de beraberinde getirir. Kişi, geçmişteki kendisini bugünkü içselleştirilmiş ebeveyn sesiyle yargılar. Oysa psikodinamik kuram, birçok kararın bilinçdışı çatışmalar, bağlanma örüntüleri ve erken dönem öğrenmeler tarafından şekillendiğini vurgular. Bu bağlamda “şimdiki aklım olsa” cümlesi, çoğu zaman bir hatadan çok, o dönemin ruhsal organizasyonunu işaret eder.

Varoluşçu terapilerde ise bu cümle, özgürlük ve sorumluluk ikilemi üzerinden ele alınır. İnsan geçmişte verdiği kararların sonuçlarını bugün taşır; ancak bu, geçmişi yeniden yazma gücüne sahip olduğu anlamına gelmez. Varoluşçu perspektif, pişmanlığı patolojik bir durum olarak değil, anlam arayışının bir yan ürünü olarak görür. “Şimdiki aklım olsa” demek, aslında bireyin bugün değerlerini daha net tanımladığını gösterir. Sorun, bu farkındalığın bugünkü seçimlere dönüşüp dönüşmediğidir.

Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) açısından bakıldığında ise bu ifade, zihnin geçmişe tutunma eğiliminin bir örneğidir. Zihin, “keşke”ler üzerinden kişiyi şimdiki andan uzaklaştırır. ACT, geçmişteki kararlarla savaşmak yerine, kişinin bu düşünceyle olan ilişkisini dönüştürmesini hedefler. “Şimdiki aklım olsa” düşüncesi bir gerçek değil, zihinsel bir olay olarak ele alınır. Önemli olan, bu düşüncenin kişinin bugünkü değer temelli eylemlerini ne ölçüde engellediğidir.

Gestalt yaklaşımı ise bu cümleyi, tamamlanmamış işler (unfinished business) kavramı üzerinden okur. Geçmişte ifade edilememiş duygular, konulamamış sınırlar ya da yarım kalmış temaslar, bugünde “keşke” formunda ortaya çıkar. Buradaki mesele geçmişi düzeltmek değil, o yaşantının duygusal yükünü bugünde tamamlamaktır.

Belki de “şimdiki aklım olsa” cümlesini psikolojik olarak en sağlıklı yere koyan ifade şudur:
Bu bir pişmanlık değil; sonradan gelen bir içgörüdür.

İçgörü, geriye dönük bir ceza aracı değil; ileriye dönük bir pusula olarak kullanıldığında iyileştiricidir. Psikolojik olgunluk, geçmişteki benliği bugünkü bilgiyle yargılamak değil; o benliğin neden o kararı verdiğini anlayabilme kapasitesidir.

Ve belki de en akademik ama en insani sonuç şudur:
İnsan, ancak yaşadığını anlayabilir; anladığını ise ancak yaşadıktan sonra.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • BEUN’DA ‘SESLİ’ YÜKSELİŞ!

    10 Mart 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Üniversitelerin gelişimi çoğu zaman yıllara yayılan bir süreçtir. Ancak bazı dönemler vardır ki, yapılan çalışmaların etkisi yalnızca akademik çevrelerde değil; şehirde, bölgede ve hatta ulusal ölçekte daha görünür hale gelir. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi son yıllarda tam da böyle bir dönemden geçiyor. Tam dört yıl önce rektörlük görevine başlayan Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer’in yönetim dönemine bakıldığında, üniversitenin yalnızca merkez kampüsünde değil; ilçelerde bulunan fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarında da dik...
  • ‘AŞKIM EREĞLİ’ SLOGANI YETMEZ, KİMLİK DE GEREKİR

    06 Mart 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Karadeniz Ereğli sahilinde yer alan “Aşkım Ereğli” temalı pano, kente gelenlerin objektifine ilk takılan, yerel hafızaya en hızlı dokunan simgelerden biri. Şüphesiz Başkan Posbıyık slogan siyasetini seviyor ve kulağa hoş gelen üretimlerini her yerde söylemek/görmek istiyor: Güneşin Sarısı, Denizin Mavisi, Ormanın Yeşili tekerlemesi… Aşkım Ereğli… Sevgi, Barış, Dostluk selamlaması bunlardan sadece birkaçı… Bu soyut vurgular dünyanın her tarafında her kent için, sosyal yapı için kıymetlidir, buna şüphe yok. Ancak ateş düştüğü yeri yakıyor...
  • TÜRKİYE’DE GENÇLER ARASINDA SUÇ VE ŞİDDET!

    05 Mart 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Son yıllarda Türkiye’de çocuklar ve gençler arasında hem suç işleme hem de şiddetin mağduru olma oranlarında ciddi bir artış yaşanıyor. 2024 ve 2025 yıllarına ait resmi verilere göre:Suça sürüklenen çocuk sayısı her yıl artıyor:• 2015–2024 döneminde suça karışan çocuk sayısı önceki dönemlere göre %50’den fazla artarak 2024’te 202.785’e çıktı. 2025’e gelindiğinde de yaklaşık 186.256 çocuk suça karıştı. Bu on yıllık artış %17’yi buluyor.2024’te toplam 612.651 çocuk, güvenlik birimlerine ya mağdur ya da şüpheli olarak bildirildi… Bu sayı bir ...
  • PALYAÇOLAR, MASKELER VE MODERN İNSAN

    28 Şubat 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Cumartesi sabahları insanın zihni biraz daha açık olur. Haftanın yorgunluğu henüz tamamen silinmemiştir ama düşünmek için de küçük bir boşluk oluşur. İşte tam o boşlukta aklıma bazen şu soru gelir: Biz gerçekten kim olarak yaşıyoruz? Kendimiz olarak mı, yoksa taktığımız maskelerle mi?Bu sorunun en ilginç metaforlarından biri palyaçodur. Palyaço, tarihin en tuhaf figürlerinden biridir. Hem güldürür hem hüzün taşır. Bir sahne karakteridir ama aynı zamanda fazlaca insandır. Sirk arenasında kırmızı burnu, abartılı makyajı ve büyük ayakkabılarıy...