logo

İYİLİK MİTİ VE PSİKOLOJİNİN SÖYLEDİKLERİ

“Özünde İyi Bir İnsan Ama…”: İyilik Miti ve Psikolojinin Söyledikleri

Türkiye’de sık duyduğumuz bir cümle vardır: “Özünde iyi bir insan ama…”
Bu “ama”dan sonra genellikle kırıcı bir söz, incitici bir davranış, bazen de açık bir haksızlık gelir. Cümle, yapılan kötülüğü yumuşatır; kişiyi davranışından ayırarak onu korumaya çalışır. Peki psikoloji bu savunma refleksi hakkında ne söyler?

Öz mü Davranış mı?

Kişiliğin özüne dair inançlarımız, davranışları yorumlama biçimimizi belirler. Sosyal psikolojide buna “Örtük Kişilik Kuramları” denir. Bazı insanlar kişiliğin sabit ve değişmez olduğuna inanır (Varlık Kuramı), bazıları ise kişiliğin gelişebilir olduğunu düşünür (Gelişim Kuramı). Bu ayrımın en bilinen çalışmaları, Carol Dweck tarafından yapılmıştır.

Ancak hangi görüşte olursak olalım, psikolojinin temel ilkelerinden biri şudur:
İnsan davranışı, niyetten çok örüntüyle anlaşılır.

Bir kişinin “özünde iyi” olduğuna dair kanaat, çoğu zaman tekil anlara, duygusal yakınlığa veya geçmişteki olumlu deneyimlere dayanır. Oysa klinik değerlendirmede esas olan, tekrar eden davranış örüntüleridir. Çünkü kişilik, tek bir anın değil, sürekliliğin ürünüdür.

“Ama”nın Psikolojisi: Bilişsel Çelişki

Birini hem “iyi” olarak görmek hem de onun zarar verici davranışlarını kabul etmek zordur. Bu gerilim, Leon Festinger’in tanımladığı bilişsel çelişki kavramıyla açıklanır.
Zihnimiz çelişkiye tahammül edemez.
Bu nedenle iki yoldan birini seçeriz:
Ya davranışı olduğu gibi kabul ederiz ve kişi hakkındaki fikrimizi revize ederiz.
Ya da davranışı küçültür, gerekçelendirir, “ama” ile yumuşatırız.

“Özünde iyi ama…” cümlesi, çoğu zaman ikinci yolu temsil eder. Bu, karşı tarafı değil; daha çok bizim psikolojik konforumuzu korur.

Ahlaki Ruhsat ve Kendini Aklama

Bir başka mekanizma da ahlaki ruhsat etkisidir. Kişi, geçmişte yaptığı iyi davranışları bilinçdışı biçimde bir kredi gibi kullanarak sonraki olumsuz davranışlarını tolere edilebilir görür. “Ben aslında iyi biriyim” anlatısı, bireyin benlik bütünlüğünü korur.

Benzer şekilde, Albert Bandura’nın tanımladığı ahlaki çözülme süreçlerinde kişi, zarar verici davranışını dil aracılığıyla yeniden çerçeveler. “Ben bağırmadım, sadece sesimi yükselttim.”
Toplumsal düzeyde ise bu dil, “özünde iyi ama…” kalıbıyla kurumsallaşır.

İyilik Sabit Bir Öz Mü?

Psikodinamik perspektif, insanın içinde hem yapıcı hem yıkıcı dürtülerin bulunduğunu söyler. Sigmund Freud, insan doğasını yalnızca iyilikle açıklamaz; saldırganlık da temel bir dürtüdür. Daha sonraki kuramcılar, özellikle nesne ilişkileri yaklaşımı, insanın “iyi” ve “kötü” yanlarını bütünleştirme kapasitesinin ruhsal olgunluk göstergesi olduğunu savunur.

Dolayısıyla mesele, birinin “özünde iyi” ya da “özünde kötü” olması değil;
iyi ve kötü yanlarıyla yüzleşebilme kapasitesidir. Olgunluk, hatayı inkar etmek değil; sorumluluk alabilmektir.

Klinik Gerçeklik: Davranış Güven İnşa Eder

Terapi odasında en sık karşılaşılan kırılmalardan biri şudur:
“Ben onun aslında iyi biri olduğuna inanıyorum.”
Ancak güven, niyetle değil; tutarlılıkla oluşur.
Kişilik değerlendirmelerinde temel ölçütlerden biri davranışın sürekliliği ve öngörülebilirliğidir.
Bir insan defalarca incitiyorsa, manipüle ediyorsa, sorumluluktan kaçıyorsa; bu davranış örüntüsü onun ilişkisel karakterine dair güçlü veri sunar. “Özünde iyi” inancı ise çoğu zaman umutla beslenir, kanıtla değil.

İyilik Bir Potansiyel Değil, Bir Pratiktir

İyilik, metafizik bir öz değil; etik bir eylem biçimidir.
İnsan, yaptığı şeydir.
Bu nedenle şu ayrımı yapmak daha sağlıklıdır:
“O kötü biri” demek indirgemecidir.
Ama “O’nun davranışları bana zarar veriyor” demek gerçektir.
Psikolojik olgunluk, kişiyi etiketlemekten çok; davranışı net görmekle başlar.
Belki de “özünde iyi ama…” demek yerine şunu sormalıyız:
Bu kişinin davranışları güvenilir mi?
Sorumluluk alıyor mu?
Zarar verdiğinde telafi ediyor mu?
Çünkü iyilik, özde saklanan bir cevher değil;
her gün yeniden seçilen bir tutumdur.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ