logo

TÜRKİYE’DE GENÇLER ARASINDA SUÇ VE ŞİDDET!

Uzman Psikolog Dr. Tugay YAZGAN

Uzman Psikolog Dr. Tugay YAZGAN
tyazgan@haberhayat.net
TÜRKİYE’DE GENÇLER ARASINDA SUÇ VE ŞİDDET!


Son yıllarda Türkiye’de çocuklar ve gençler arasında hem suç işleme hem de şiddetin mağduru olma oranlarında ciddi bir artış yaşanıyor. 2024 ve 2025 yıllarına ait resmi verilere göre:
Suça sürüklenen çocuk sayısı her yıl artıyor:
• 2015–2024 döneminde suça karışan çocuk sayısı önceki dönemlere göre %50’den fazla artarak 2024’te 202.785’e çıktı. 2025’e gelindiğinde de yaklaşık 186.256 çocuk suça karıştı. Bu on yıllık artış %17’yi buluyor.
2024’te toplam 612.651 çocuk, güvenlik birimlerine ya mağdur ya da şüpheli olarak bildirildi… Bu sayı bir önceki yıla göre %9,8 artış gösterdi.
Suç işleyen çocuklar arasında çocukların %40’ı saldırı ve yaralama, %16’sı hırsızlık, %8’i uyuşturucu ile bağlantılı suçlardan işlem görüyor.
İçişleri Bakanlığı raporuna göre, suça karışan çocukların %71’i 15–17 yaş grubunda bulunuyor. Öte yandan organize suçlara katılan çocuk sayısı da dramatik şekilde artıyor.
Yıllar içinde cinayet, uyuşturucu ve şiddet içeren suçlarda çocukların rolü de arttı. Çocukların karıştığı cinayet vakaları 2015’e kıyasla 2024’te %131 artış gösterdi.
İstatistiklerin Ardındaki Gerçek: Yalnızca Sayı Değil, Derin Bir Toplumsal Çözülme
Bu sayılar sadece “daha fazla genç suç işliyor” demekle bitmiyor; toplumsal çürümenin, fırsat eşitsizliğinin, kapsayıcı sosyal yapının zayıflamasının doğrudan bir yansıması:

  • Eğitimden ve İş Hayatından Kopuş
    Türkiye’de eğitimle ya da istihdamla ilişiği olmayan gençlerin oranı ciddi düzeyde yüksek. Resmi olmayan veriler, 15–34 yaş aralığında milyonlarca genç nüfusun ne eğitimde ne de iş hayatında yer aldığını gösteriyor (15–34 yaş arası yaklaşık 6,5 milyon genç böyle bir durumda). Bu durum, gençleri umutsuzluğa, boşluğa ve tanımlanamayan bir hayata sürüklüyor; suç örgütleri için ise kolay bir av oluyor.
  • Aile İçi Dinamiklerde Bozulma
    Sosyologlara göre aile bağlarının zayıflaması, pek çok çocuğun koruyucu bir çatıdan yoksun bırakılması anlamına geliyor. Gelir eşitsizliği, ebeveynlerin uzun çalışma saatleri ve sosyal destek mekanizmalarının eksikliği, çocukların sokakta daha fazla zaman geçirmesine ve riskli gruplarla temas etmesine yol açıyor.
  • Medya ve Şiddet İlişkisi
    Sosyal medya ve görsel içerikler, bazen şiddeti yücelten, kahramanlaştıran veya normalleştiren bir algı yaratabiliyor. Çocuklar, gerçek yaşamda bu içerikleri taklit etme eğiliminde olabiliyor, bu da şiddet davranışlarının yaygınlaşmasına yol açıyor.
  • Psikolojik Sağlık ve Travma
    Okullardaki zorbalık, aile içi şiddet ve yoksunluk, çocukların ruh sağlığını ciddi şekilde bozuyor. Uluslararası araştırmalar, okul çağındaki çocuklarda zorbalığın depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete ve davranış bozuklukları gibi psikolojik sorunlarla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
    Neden Daha Fazla Şiddet ve Suç?
    Bu artışın nedeni sadece bireysel seçimler değil, birçok uzman aşağıdaki yapısal faktörlere dikkat çekiyor:
    Ekonomik Eşitsizlik
    Gençler arasında işsizlik ve ekonomik güvencesizlik, suçun ekonomik bir çıkış yolu olarak görülmesine neden olabiliyor. Geleceğe dair umutsuzluk, riskli gruplara katılımı kolaylaştırıyor.
    Adalet Sistemindeki Tartışmalar
    Türkiye’de çocukların cezai sorumluluğu 12 yaşında başlıyor ve gençler için daha hafif cezalar uygulanıyor. Bu durum, suç örgütleri tarafından hukuki avantajlı bir araç olarak kullanılabiliyor.
    Sosyal Dışlanma
    Eğitim sistemindeki eşitsizlikler, dezavantajlı bölgelerdeki yoksunluk, gençleri toplumsal yapıdan koparıyor. Bu da yalnızlık, marjinalleşme ve dışlanmışlık hissini artırıyor.

  • Türkiye’nin Ruhuna Bir Çığlık: Artık Sadece Veri Değil, İnsanlık Meselesi

  • Türkiye, nüfusunun önemli bir kısmı gençlerden oluşan bir ülke. Bu gençler sadece sayılar değil; umutları, acıları, hayalleri ve yarınları olan bireyler. Ancak bugün: Daha fazla çocuk şiddet görüyor, Daha fazla genç suçun tarafı oluyor, Daha fazla aile kayıp çocuk hikâyeleriyle baş başa,
    Daha fazla toplum, bu kronikleşen sorunu “sadece güvenlik meselesi” sanıyor.
    Oysa bu tablo bize şöyle diyor:
    Bu bir eğitim sorunudur.
    Bu bir ekonomik eşitsizlik sorunudur.
    Bu bir psikolojik destek ve toplum bağlarının güçlendirilmesi sorunudur.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • HAYAT NE ZAMAN YORAR?

    13 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Hayatın yorduğunu söyleyen insan sayısı her geçen gün artıyor. İlginç olan şu ki, bu yorgunluk çoğu zaman fiziksel değil! İnsanlar artık daha az ağır işlerde çalışıyor, teknoloji hayatı kolaylaştırıyor, konfor artıyor gelin görün ki yorgunluk dinmiyor. O halde sormak gerekiyor: Hayat gerçekten ne zaman yorar? Bu soruya verilecek en dürüst cevap şudur: Hayat, anlamını kaybettiği zaman yorar. Friedrich Nietzsche’nin o meşhur sözü bu noktada hala geçerliliğini korur: “Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla katlanabilir.” Burada...
  • FELSEFE BU NOKTADA İKİ TEMEL YAKLAŞIMI ÖNÜMÜZE KOYAR:

    10 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Nasıl Bir Yaşam İstiyoruz; Hazza Dayalı Mı, Hedeflere Dayalı Mı? Modern insanın en büyük açmazlarından biri, neyin peşinden gideceğini bilememesidir. Bir yanda anlık hazların cazibesi; hızlı, parlak ve kolay ulaşılır… Diğer yanda ise hedeflerin sessiz çağrısı; sabır isteyen, emek isteyen, bazen yalnızlık bile getiren bir yolculuk. Psikoloji bize şunu söyler: İnsan beyni kısa vadeli ödüllere programlanmıştır. Dopamin sistemi, bizi hemen şimdi iyi hissettiren şeylere yönlendirir. Sosyal medya, hızlı tüketim alışkanlıkları, anlık ...
  • TUGAY YAZGAN YAZDI : AH ŞU İKİRCİKLİ HALLERİMİZ!

    07 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    İnsanın kendisiyle çelişme kapasitesi, belki de en gelişmiş yeteneği. Sabah “Artık sade bir hayat yaşayacağım” diye uyanıp, öğlene kalmadan üç uygulamadan indirim kovalayan bir türüz biz. Minimalizm kitapları raflarımızda kalabalık yaparken, zihnimiz zaten bir panayır yeri. Bir yanımız “doğallık önemli” diye nutuk atarken, diğer yanımız filtresiz fotoğraf paylaşmaya cesaret edemiyor. Sağlıklı beslenme üzerine uzun uzun konuşup, gece 23.46’da mutfakta “bu son” diye başlayan ama genelde üç perde süren bir atıştırma tiyatrosu sergiliyoruz. İns...
  • GERÇEK SAMİMİYET ÇOK DAHA SESSİZDİR, GÖSTERİŞLİ DEĞİLDİR

    03 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Samimiyetin (?) Kısaltılmış Hali: “Aşko, Bro, Kardo” Son yıllarda dilimize yerleşen üç kelime var: “aşko”, “bro”, “kardo”. İlk bakışta sıcak, yakın, içten… Hatta belki de modern zamanların samimiyet şifreleri gibi görünüyorlar. Ama biraz yakından bakınca insanın aklına şu soru geliyor: Gerçekten samimi miyiz, yoksa samimiyetin taklidini mi yapıyoruz?Çünkü samimiyet, kelimelerin kısaltılmasıyla oluşmaz. Hatta çoğu zaman tam tersi olur: Azaltılan şey kelimeler değil, anlamın kendisidir. Eskiden birine “kardeşim” dediğinde, bunun bir ağırlı...