KAYMAKAM YILMAZ’DAN GENÇLİĞE 19 MAYIS MESAJI
HYUNDAI SİMGE’DEN SERVİS KAMPANYASI
ALAPLI AÇIK CEZA İNFAZ KURUMU İHALE SÜRECİ BAŞLIYOR
AĞIZ VE DİŞ MERKEZİ YENİ BİNASINDA HİZMETE BAŞLADI
TAHSİN ÖZYAMAK YAZDI: SİSTEM Mİ, KAĞIT MI?
EREĞLİ’NİN ESKİ NAHİYESİ ALAPLI’DA TESCİLLENMİŞ KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARI
İnsanlar yaşamda çoğu zaman iki role savrulur: Vagon ya da lokomotif. Birileri tarafından çekilen mi olacaksın, yoksa kendi yönünü belirleyen mi?
Vagon olan insan, çoğu zaman hayatını dış etkenlerin belirlemesine izin verir. Ailesinin korkuları, toplumun beklentileri, partnerinin kararları, geçmiş travmaları ya da “Elalem ne der” düşüncesi onun raylarını döşer. Hareket eder ama kendi iradesinin gücüyle değil; bağlandığı lokomotifin yönüyle ilerler.
Lokomotif olan insan ise kolay bir hayat yaşamaz. Çünkü yön vermek ağırdır. Karar almak, sorumluluk almak, bazen yalnız kalmayı göze almak gerekir. Nietzsche’nin dediği gibi: “İnsan, aşılması gereken bir varlıktır.” Kendi yolunu seçmek, çoğu zaman konfor alanının dışına çıkmayı gerektirir.
Psikolojide buna “Özne Olmak” denir. Kendi hayatının öznesi olmak… Birçok insan kendi yaşamını yaşamaktan çok, başkalarının beklentilerini oynar. Carl Jung’un söylediği gibi: “İnsan bilinçaltını bilinçli hale getirmedikçe, bilinçaltı hayatını yönlendirir ve kişi bunu kader zanneder.”
Belki de birçok insanın “Kaderim bu” dediği şey, yıllardır sorgulamadan bağlandığı lokomotiflerden ibarettir.
Bazı insanlar sürekli birilerine tutunur. Onlar olmadan yönünü kaybedeceğini düşünür. Çünkü özgürlük romantik görünse de psikolojik olarak ağırdır. Erich Fromm’un dediği gibi: “İnsan özgürlükten kaçar.” Çünkü özgür olmak; seçim yapmak, hata yapmak ve sonuçlarına katlanmak demektir.
Bu yüzden insanlar bazen mutsuz oldukları ilişkilerde kalır, sevmedikleri işlerde çürür, kendi fikirleri yerine kalabalığın düşüncelerini tekrar ederler. Hareket halindedirler ama aslında gitmezler. Çünkü gitmek ile sürüklenmek aynı şey değildir.
Bir de diğerlerinin hayatında lokomotif olan insanlar vardır.
Bir öğretmen…
Bir dost…
Bir anne…
Bazen tek bir cümlesiyle bir insanın hayatını değiştiren biri…
İnsan sadece kendi hayatında değil, başkalarının yaşamında da bir yön duygusu oluşturur. Viktor Frankl’ın söylediği gibi: “İnsanı ayakta tutan şey haz değil, anlamdır.”
Belki de gerçek lokomotiflik güç göstermek değildir. İnsanlara yön vermek, umut taşımak, kendi karanlığına rağmen ışık üretebilmektir.
Ama burada tehlikeli bir nokta da vardır: Sürekli başkalarını taşıyan insanlar, bazen kendi hayatlarını yaşamayı unutur. Herkese yetişmeye çalışan kişi, bir gün kendi içindeki boşlukla karşılaşır. Çünkü lokomotif olmak da tükenmeye açıktır.
Bu yüzden insanın ara sıra kendine şu soruyu sorması gerekir:
Ben gerçekten kendi hayatımı mı yaşıyorum, yoksa bana çizilmiş raylarda mı ilerliyorum?
Çünkü bazı insanlar yaşar gibi yapar. Bazıları ise gerçekten yaşar.
Ve insanın en büyük trajedisi, yıllarca hareket edip aslında hiç yol almamış olduğunu fark etmesidir.
Hayat herkesi bir yere götürür. Ama çok az insan gerçekten gitmek istediği yere gider.
Asıl mesele şu: Sen kendi hayatının lokomotifi misin, yoksa başkalarına bağlanmış bir vagon mu?
Etiketler: Tugay YazganİLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
19 Mayıs 2026 Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler
15 Mayıs 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler
15 Mayıs 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler
13 Mayıs 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler