logo

HERAKLEİA PONTİKA’DA TİCARET VE ULAŞIM

DR. CAN CANVER

DR. CAN CANVER
cancanver7@gmail.com
HERAKLEİA PONTİKA’DA TİCARET VE ULAŞIM

Kente ait paralar üzerinde betimlemelerin incelenmesinde; Herakleia Pontika’nın en zengin ve refah döneminde; kereste, üzüm yetiştiriciliği, şarap üretimi, meyve ile balıkçılık noktasında bölge ticaretinin yoğunlaştığı görülmektedir. Bölgedeki bu ticaretin deniz ve karayolu ile gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Özellikle Herakleia’nın, Amastris’in deniz kenarında ve Tieion’un da Filyos Nehri’nin denize döküldüğü ırmağın hemen ağzında kurulması deniz ticareti yanında, iç bölgelere karayolu ticaretinin de yapılmasını kolaylaştırmıştır.

Ancak bölgenin doğusu hakkında Xenophon bilgi verirken, iç kesimlerde ulaşımın oldukça zor şartlar altında yapıldığını, oysaki deniz yoluyla yapılacak bir seyahat ve ulaşımın daha kolay olabileceğini belirtir ve Sinope’den Herakleia’ya kadar kıyı kıyı gidilebileceğini, Herakleia’dan sonra ise ne karada ne denizde güçlükle karşılaşılmayacağını, zira Herakleia’da pek çok geminin olduğunu söyler.

Bilindiği üzere bölgenin iç kesimleri ormanlık, dağlık ve aşılması zor geçitlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla sahilden iç kesimlere yapılacak bir seyahat oldukça müşkilatlı olacaktır. Bölge ormanları günümüzde olduğu gibi antik dünyada da özellikle gemi yapımı açısından çok önemli idi. Özellikle Herakleia-Sinope hattı gemi yapımı için çok değerli şimşir ormanları ile kaplıydı.

Sahil kesimlerinden iç bölgelere, iç kesimlerden de kıyıya malların bölgenin önemli akarsu vadileri ile akarsular vasıtası ile taşındığı anlaşılmaktadır. Bu noktada bölgedeki akarsular ticaretteki en önemli rolü, kereste ticareti noktasında oynamakta idi. Herakleia’da dağlardan kesilen kerestelerin Gülüç Nehri ile ulaştırılması ile elde edebiliyordu. Nitekim 1884 tarihinden önce köylülerin ormandan keserek, akarsular vasıtasıyla sahil kesimine ulaştırdıkları keresteler, tüccarlar tarafından alınıp başta İstanbul olmak üzere çeşitli merkezlere nakledilirdi. 1884’te orman teşkilatının kurulmasıyla birlikte Filyos ve Bartın’da kereste fabrikası açılarak ticaret daha sistemli bir hale getirilmiştir.

Yine kıyı ile iç kesimlere olan ulaşım, bu nehir yataklarındaki derin vadiler sayesinde sağlanmış olmalıydı. Dolayısıyla hem ticaretin hem de ulaşımın denetimi, iç bölgelerdeki kaleler aracılığı ile kontrol edilmekte idi. Bu noktada bölge kalelerinin çok önemli görevler üstlendiği anlaşılmaktadır. Herakleia’dan başlayan karayolu Gülüç Nehri vadisi yolu ile kuzeydoğu istikametinde Çaycuma ve Gerede’ye, güney istikametinde Bolu yönüne ulaşmaktaydı. Bölgenin iç kesimlerindeki yol ağının özellikle MS 78 ve MS 140 yıllarında yenilendiği, MS 199’da Septimus Severus döneminde Eyalet Valisi Quintus Tinius Sacerdus ile MS 313 yılında I. Constantinus Licinius’un yolları yaptırdığı anlaşılmaktadır.

Bölgenin yol ağları ile örülmesi, İmparator Claudius Germanicus tarafından MS 41-54 yılları arasında önemli bir noktaya ulaştırılmıştır.

Bu noktada Herakleia, Tieion ve Amastris kentlerinin iç kesimlere olan yol bağlantısının nasıl sağlandığı şüphesiz açık değildir. Ancak bölgeyi dolaşmış olan XVII-XIX.yz seyyahlarının ifadelerinden bazı ipuçları yakalayabilmemiz mümkün olmaktadır. W. F. Ainsworth’un, 1838 yılında İstanbul’dan Kdz Ereğlisi, Çaycuma, Filyos, Bartın ve Amasra’ya yaptığı seyahat esnasında izlediği güzergah bize rehberlik yapmaktadır.

Kdz Ereğlisi Müzesi bahçesinde görülen birkaç sütun başlığında Dionysios ile üzüm salkımı motiflerine rastlanılması bölgede üzüm üreticiliğinin ve şarapçılığın yapıldığını yansıtmaktadır. İç kesimlerdeki Devrek civarında yetiştirilen üzümler ile, Zonguldak bölgesinin kuzeydoğu komşusu olan Hadrianoupolis’te yetiştirilen üzüm ve üretilen şarabın, şarap ve amfora üreticisi Herakleia ve Amastris limanına karayolu ya da nehirler vasıtasıyla taşındığı bilinmektedir.

Bölgenin iç ya da kıyı kesimlerinde üretilmiş olan şarapların özellikle Herakleia ve Amastris limanlarından ‘amphora’larla ihraç edilmekte idi. Hatta MÖ IV.yz.ın ikinci çeyreğinden MÖ III.yz.ın ilk çeyreğine ait olduğu bilinen amphoraları ile Herakleia’nın, kuzey Karadeniz sahil kentlerine en büyük şarap ihraç eden limanlar arasında özel bir yeri olduğu bilinir. Bölgede Geç Klasik ve Hellenistik Dönem’de kıyıda bu amphoraları yapan atölyeler vardı ve bunlar amphoralar üzerindeki mühürlerden tanınıyorlardı.

MÖ IV.yz.ın sonu ya da MÖ III.yz.ın ilk çeyreğinde Herakleia ve Amastris’ten Kırım’ın Georgippia kentine bol miktarda ticaret ürünü götürülüp satılmaktaydı.

Arkaik Dönem’de Karadeniz sahilleri üzerinde tahıl ticaretini kanıtlayacak arkeolojik ve filolojik hiçbir delilin olmadığı, buna karşın MÖ IV.yz.dan itibaren delillerin sayısının arttığı bilinmektedir. Nitekim Hellenistik Dönem’de tahıl ihraç eden yerler içinde yer alan Herakleia’da buğday ve mısır gibi tahıl ürünlerinin yetiştirildiği, XVII.yz.dan beri ziyaret etmiş seyyahlar sürekli ve özellikle rapor etmişlerdir.

Bölgede her dönem için mısırın ayrı bir yeri olmalıydı. Bölgeyi ziyaret eden seyyahlardan İbrahim Hamdi Efendi, bölgede bol miktarda buğday yetiştirilmesine karşılık yerel halkın mısır tüketmeyi tercih ettiğini ve aynı şekilde W. Ainsworth da bölgeyi gezerken evlerin önlerinde asılı mısır koçanlarını tasvir eder. Hatta tarihçi Memnon eserinde, Herakleia’lıların Amisos’a yardım amacıyla mısır gönderdiği ve Mısır Kralı Ptolemaeus’un, Herakleia’lılara yine yardım amaçlı mısır sevkettiklerini bildirmektedir.

Bu dönemlerde yörede üretilen şarapların ve tahılların fiyatları da dönemin yazarları tarafından bize aksettirilmektedir. Yüksek kaliteli şarapların litresi 0.2-0.3 ‘drachm’ iken düşük kaliteli şarabın litresi 0.1 drahmiden satılmakta, buğdayın 1 ‘medimno’su ( 51.84 litre ) 6.9 drahmiden, arpanın 1 medimnosu 3-5 drahmiden alıcı bulmakta idi.

Herakleia Pontika’da hamsi ( Engravlis encrasicholus ponticus/maeoticus ) ve palamut ( Pelamys ) balıkçılığı önemli bir gelir kaynağı idi. Bu iki balık türü eskiçağda, ‘salsamenta’ ve ‘garum’ olarak Atina başta olmak üzere komşu bölgelere ihraç edilmiş ve böylece ekonomisinin canlı kalmasında rol oynamıştır.

Herakleia sikkesi üzerinde, tuna balığı motifinin bulunması kentin ticaretinde bu balığın önemli bir yer tutmasını göstermektedir. Ayrıca Karadeniz sahilinden Mısır’a kurutulmuş, tuzlanmış balık ile tuna balığının ihraç edildiği antik kaynaklardan da bilinmektedir.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • TÜKETEN İNSAN, TÜKENEN İNSAN: DOYUMSUZLUĞUN PSİKOLOJİSİ

    16 Temmuz 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Bir zamanlar insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için üretirdi. Bugün ise çoğu zaman ihtiyaçlarını değil, eksiklik duygularını satın almaya çalışıyor. Evler büyüyor, dolaplar doluyor, telefonlar yenileniyor, otomobiller değişiyor fakat insanın içindeki boşluk aynı hızla büyümeye devam ediyor. Çünkü modern insan artık nesneleri tüketmiyor; çoğu zaman tükettiği şey, kendi huzuru oluyor. Schopenhauer: "Hayat, istek ile can sıkıntısı arasında gidip gelen bir sarkaçtır." Der. Gerçekten de insanın psikolojisi bu sarkaçtan çok farklı işlemiyor. ...
  • GÜNÜMÜZÜN EN ÖNEMLİ DEĞERİ: İNSAN KALABİLMEK

    13 Temmuz 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Teknoloji ilerledi, şehirler büyüdü, bilgiye ulaşmak saniyeler sürüyor. Yapay zeka artık yalnızca sorularımıza cevap vermiyor; metin yazıyor, resim çiziyor, karar süreçlerine ortak oluyor. Buna rağmen çağımızın en büyük sorunu bilgi eksikliği değil; insan eksikliği.Çünkü insan olmak ile insan kalabilmek aynı şey değil! Doğmak bizi biyolojik olarak insan yapar ancak vicdanlı olmak, merhamet göstermek, adalet duygusunu korumak, başkasının acısını hissedebilmek ve gerektiğinde kendi çıkarından vazgeçebilmek bizi gerçekten "insan" yapan özellik...
  • HERAKLEİA PONTİKA’NIN ROMA TANRIÇALARI

    10 Temmuz 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Romalılar, General Cotta ile Herakleia Pontika’ya girerken yanlarında kendi tanrı ve tanrıçalarını da getirdiler. Kentlilerin inandıkları, taptıkları tanrılara ilaveten kendilerininkileri de kattılar. Bunlardan biri tanrıça Epona’dır. Roma dininde atların, eşeklerin ve katırların tanrıçası olarak bilinir. Aslında Romalılar, Epona kültünü Galya, Germania ve Tuna kıyısında yaşayan Barbar kavimlerden almışlardır. İmparatorluk döneminde genelde Augusta olarak anılan, imparatoru ve sarayı korumak için yakarılan bir Barbar tanrıçasıdır. Romalılar...
  • HAYAT GERÇEKTEN İYİ BİR ÖĞRETMEN MİDİR?

    05 Temmuz 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    "Hayat insana her şeyi öğretir." Bu cümleyi kaç kez duyduk, kaç kez söyledik bilmiyorum. Bir başarısızlığın ardından, bir ayrılığın sonrasında, iflas eden bir iş insanının ya da ağır bir hastalık geçiren birinin ağzından mutlaka çıkar bu söz. Sanki hayat görünmez bir okulmuş da herkes mezun oluyormuş gibi… Oysa biraz durup düşünelim. Gerçekten herkes öğreniyor mu? Belki de sorunun dosrusu "Hayat öğretiyor mu, yoksa sadece yaşatıyor mu?"dur! İnsanlık tarihi boyunca filozoflar deneyimin bilgeliğe dönüşmesini tartıştı. Antik Yunan'da Sokrat...