logo

ATATÜRK EREĞLİ’DE!..

DR. CAN CANVER

DR. CAN CANVER
cancanver7@gmail.com
ATATÜRK EREĞLİ’DE!..

1931 senesinde, TBMM’ndeki tartışmalar arasında Zonguldak madenlerinin adı sıklıkla geçmekteydi. Ayrıca bu dönemde İş Bankası, Zonguldak’a yatırım yapma kararı almıştı. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bulunduğu sırada arkadaşlarıyla birlikte Ertuğrul Yatı ile Boğaz turuna çıkmıştı. Tur sırasında ani bir kararla kaptana Karadeniz’e, Zonguldak’a doğru yol almasını söyler ve kamarasına çekilir. Paşa’nın Zonguldak’ı bu ani ziyaretinin sebebi bugün tam olarak bilinmemekle birlikte genel görüş olarak maden ocaklarını teftiş için geldiği görüşü kabul edilmektedir.

26 Ağustos 1931 günü saat 12.30’da Mustafa Kemal’i taşımakta olan Ertuğrul Yatı, Zonguldak limanı açıklarında demirledi. Atatürk, geminin güvertesinde bir müddet maden şehri Zonguldak’ı seyretti. Ertuğrul Yatı’nın etrafını heyecanlı gözlerle, Ata’yı büyüklü küçüklü teknelerle selamlayan halk doldurdu. Dönemin Zonguldak Valisi Arif Bey’in başkanlığındaki bir heyet, Ertuğrul Yatı’na geçerek Atatürk’ü karşıladı. O gün, Atatürk ile beraber yatta, zamanın İş Bankası Genel Müdürü Celal Bayar, Afyon milletvekili Ruşen Eşref, Gaziantep milletvekili Kılıç Ali, Aydın milletvekili Reşit Galip, Sinop milletvekili Recep Zühtü, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Tevfik Bıyıklıoğlu, Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak ve Başyaver Rusuhi bulunmaktaydı.

Atatürk ve beraberindekiler şimdi Maden Mühendisleri Odası’nın Zonguldak şubesi lokali yanında bulunan iskeleden şehre ayak bastılar. Atatürk’ü; ‘’Hoş geldin Gazi Babam’’ diyerek çiçekle karşılayan 4 yaşındaki Ayten Alper karşıladı. Bu kızın 1 metre 20 santim yüksekliğindeki bronz heykeli, Atatürk’ün şehre ayak bastığı iskeleye yaptırılmıştır.

İskeleden hükümet konağı önüne kadar halı döşenmişti. Mustafa Kemal Paşa, kısa süre kaldığı Zonguldak’ta Üzülmez maden ocaklarını ve fabrikalarını denetledi. Sonra Uzun Mehmet Parkı’nda halka bir konuşma yaptı. Konuşmasında birçok konudan bahseden Paşa, maden işçilerinin maaşlarının artırılacağı müjdesini vermekten de geri durmamıştı. İstanbul’a geri dönmesi söylendiğinde, halkın bir gece misafir kalması için ısrar etmesi sonucu Zonguldak’ın şerefine şeref katan tarihin kaydettiği şu sözünü dile getirmiştir: ‘’Zonguldak’ın derin toprakları altındaki maden serveti ne kadar kıymetli ise, bizim nazarımızda Zonguldak da o kadar çok kıymetli bir vilayetimizdir.’’

Paşa, Ertuğrul Yatı ile Ereğli’ye de uğradı ancak limandaki batıklardan dolayı fazla yanaşamadı. Fırtınanın geleceği bilgisi ile de fazla durmadan, aynı gün İstanbul’a geri döndü.

Planlı yurt gezilerinin çoğunda Atatürk’ün yanında iki kişiyi mutlaka görürüz: Kılıç Ali ve Salih Bozok… Zonguldak gezisinde Salih Bozok yoktur. Yine Zonguldak’ta kısa süre kalıp, İstanbul’a dönmesi de ilginç bir noktadır. Çünkü Mustafa Kemal uzun süreli yurt gezilerini tercih eder, böylelikle farklı bölgelerde birçok insanla görüş alışverişinde bulunabilir ve ülke hakkında fikir sahibi olur. En ilginç nokta ise; Atatürk Zonguldak’a neden Ertuğrul Yatı ile gelmiştir? Bu yat Mustafa Kemal Paşa’nın Dolmabahçe’de sıkıldığı vakitlerde Marmara’da gezintiye çıktığı, çok da büyük olmayan, hele hele Karadeniz’e dayanacak şekilde imal edilmemiş bir yattır. Üstelik Atatürk’ün yemek yemesi için yukarı güvertede ek olarak yaptırılan köşk büyük bir hava akımı oluşturuyor, Karadeniz’in azgın denizlerinde seyretmesine engel taşıyordu.

Mustafa Kemal için Zonguldak gerçekten önemli bir şehirdir. Kurtuluş Savaşı yıllarında Kemalistler’in kömür ihtiyacı bu şehirden karşılanmıştır. Aynı zamanda Sovyetler’den gelen silah yardımı da önce Trabzon’a ulaşmış, daha sonra da Zonguldak ve Ereğli iskelesi yoluyla Batı Cephesi’ne aktarılmıştır. Meclis’te de Zonguldak’a çeşitli yatırımlar yapılması ve maden ocaklarının iyileştirilmesi görüşmeleri yapılırken Atatürk, bu kahraman ve madenci kentleri olan Zonguldak ve Ereğli’yi görmek istemiştir. Havanın kötüye gitmesine bile aldırmadan Ertuğrul Yatı’nın Ereğli’yi görebileceği bir rota ile seyretmesi talimatını vermiştir.

Sene 1936… Bir bahar günü, Kdz Ereğlisi ilçesi Gülüç beldesi Çengelburnu mevkiine, o yıllarda dünyanın en pahalı, en büyük yatı olan Savarona demir atar. Yatın içindekiler; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, tarihe damgasını vuran diğer isimler; İsmet İnönü, Celal Bayar ve Mareşal Fevzi Çakmak Paşa’dır.

Türkiye’nin ilk sanayi devrimini gerçekleştiren Atatürk, İnönü, Bayar ve Çakmak’ın gelme sebebi bellidir. Ereğli’de demir çelik fabrikalarını kurma düşüncelerini hayata geçirmek için uygun görülen araziyi incelemektir.

Savarona yatının güvertesinde Atatürk dürbünü eline alır, İnönü ve diğer arkadaşlarına dönerek; ‘’Fabrikayı işte bu bölgeye kuracağız, buradan daha iyi bir yer bulamayız. Burası yeraltı zenginlikleri açısından da uygun’’ der.

Atatürk bu konuşmayı yaparken, yemek masasında bulunan pidelerden birkaç lokma aldıktan sonra, pidenin nereden geldiğini sorar. Aldığı cevap; ‘’Ereğli’de Hasan Kuru’nun pidesi’’ olunca; ‘’Bu pidenin adı, Meşhur Hasan Kuru olsun’’ der.

Atatürk o gün Ereğli tarihi için önemli bir karar alma aşamasındadır. Savarona’nın kaptanı Gülüç Çengelburnu’nda saatlerce kalan yatı demirlediği yerden hareket ettirerek, Karadeniz’e açılır. Arkasında iki şey bırakmıştır; bugünlerde halen o isimle anılan Meşhur Hasan kuru’nun pidesini, bir gün gerçek olacak Erdemir hayalini…

Aradan kısa bir süre geçer, Hitler’in dünya üzerinde tehditleri devam etmektedir. Erdemir’e Karadeniz üzerinden yapılabilecek saldırı olasılığı ve fabrikanın stratejik önemi sebebiyle, temeli güvenlik de göz önüne alınarak bir yıl sonra Karabük’e atılır.

Atatürk’ün Ereğli’ye fabrika yaparak, 1937 yılında gerçekleştirmek istediği sıçrama hayali ancak 25-30 yıl sonra 15 Mayıs 1965 yılında, en yakın arkadaşı İnönü’nün, liderinin vasiyetini yerine getirmesi ile mümkün olabilmiştir. Atatürk’ün bu arzusu yerine gelirken, ilçenin o dönemlerde 5 bin olan nüfusu hızla artmaya başlar. Ve Ereğli unutulmaz siyasetçilerden ve başbakanlardan Süleyman Demirel’in uzun yıllar mühendislik yaptığı sanayi kenti olur.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • HAYAT NE ZAMAN YORAR?

    13 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Hayatın yorduğunu söyleyen insan sayısı her geçen gün artıyor. İlginç olan şu ki, bu yorgunluk çoğu zaman fiziksel değil! İnsanlar artık daha az ağır işlerde çalışıyor, teknoloji hayatı kolaylaştırıyor, konfor artıyor gelin görün ki yorgunluk dinmiyor. O halde sormak gerekiyor: Hayat gerçekten ne zaman yorar? Bu soruya verilecek en dürüst cevap şudur: Hayat, anlamını kaybettiği zaman yorar. Friedrich Nietzsche’nin o meşhur sözü bu noktada hala geçerliliğini korur: “Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla katlanabilir.” Burada...
  • FELSEFE BU NOKTADA İKİ TEMEL YAKLAŞIMI ÖNÜMÜZE KOYAR:

    10 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Nasıl Bir Yaşam İstiyoruz; Hazza Dayalı Mı, Hedeflere Dayalı Mı? Modern insanın en büyük açmazlarından biri, neyin peşinden gideceğini bilememesidir. Bir yanda anlık hazların cazibesi; hızlı, parlak ve kolay ulaşılır… Diğer yanda ise hedeflerin sessiz çağrısı; sabır isteyen, emek isteyen, bazen yalnızlık bile getiren bir yolculuk. Psikoloji bize şunu söyler: İnsan beyni kısa vadeli ödüllere programlanmıştır. Dopamin sistemi, bizi hemen şimdi iyi hissettiren şeylere yönlendirir. Sosyal medya, hızlı tüketim alışkanlıkları, anlık ...
  • TUGAY YAZGAN YAZDI : AH ŞU İKİRCİKLİ HALLERİMİZ!

    07 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    İnsanın kendisiyle çelişme kapasitesi, belki de en gelişmiş yeteneği. Sabah “Artık sade bir hayat yaşayacağım” diye uyanıp, öğlene kalmadan üç uygulamadan indirim kovalayan bir türüz biz. Minimalizm kitapları raflarımızda kalabalık yaparken, zihnimiz zaten bir panayır yeri. Bir yanımız “doğallık önemli” diye nutuk atarken, diğer yanımız filtresiz fotoğraf paylaşmaya cesaret edemiyor. Sağlıklı beslenme üzerine uzun uzun konuşup, gece 23.46’da mutfakta “bu son” diye başlayan ama genelde üç perde süren bir atıştırma tiyatrosu sergiliyoruz. İns...
  • GERÇEK SAMİMİYET ÇOK DAHA SESSİZDİR, GÖSTERİŞLİ DEĞİLDİR

    03 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Samimiyetin (?) Kısaltılmış Hali: “Aşko, Bro, Kardo” Son yıllarda dilimize yerleşen üç kelime var: “aşko”, “bro”, “kardo”. İlk bakışta sıcak, yakın, içten… Hatta belki de modern zamanların samimiyet şifreleri gibi görünüyorlar. Ama biraz yakından bakınca insanın aklına şu soru geliyor: Gerçekten samimi miyiz, yoksa samimiyetin taklidini mi yapıyoruz?Çünkü samimiyet, kelimelerin kısaltılmasıyla oluşmaz. Hatta çoğu zaman tam tersi olur: Azaltılan şey kelimeler değil, anlamın kendisidir. Eskiden birine “kardeşim” dediğinde, bunun bir ağırlı...