logo

SEYYAHLARIN KALEMİNDEN 17. VE 18. YÜZYILLARDA BENDEREĞLİ

DR. CAN CANVER

DR. CAN CANVER
cancanver7@gmail.com
SEYYAHLARIN KALEMİNDEN 17. VE 18. YÜZYILLARDA BENDEREĞLİ

Tournefort, Ereğli’yi, eski Herakleia Pontika şehrinin yıkıntılarının üstüne kurulduğunu belirtmiştir. Deniz kıyısında yer yer kare şeklinde kent surları bulunur. Ereğli’nin sütunlarla, baştabanlarla ve korunması konusunda hiçbir özen gösterilmemiş yazıtlarla karşılaşıldığından bahsetmektedir. Halen sahil şeridi boyunca bu surlardan günümüze kalan kısmını görebilmekteyiz.

23-25 Nisan 1702 tarihlerinde Ereğli’de bulunan de la Motraye, Tournefort’u destekleyecek şekilde şehrin, eski Herakleia Pontika’nın harabeleri üzerine kurulmuş olduğunu eserinde belirterek deniz tarafından dövülen kalıntıları kalmış mermer duvarları, modern şehrin her tarafında görülebilen sütun başlığı, sütun ve diğer antik eser parçaları zamanında büyüleyici bir kent olduğunu eserinde anlatmıştır. İki seyyah da eserlerinde şehrin kapısının nerdeyse tamamının ayakta olduğunu belirterek birbirini desteklemiştir.

Claude Charles de Peyssonnel, 1787 senesinde, önce Köseağzı’na uğramış, oradan Ereğli’ye geçmiştir. ‘’Ereğli’ye 5 mil uzaklıkta olan Köseağzı’nın kuzeybatısında, Baba Burnu ( metinde Baba Bouroun ) denilen bir burun var. Burada deniz kıyısına yerleştirilmiş şaşılacak sayıda taş heykeller bulunuyor. Yöredekiler, batıl inançları sayesinde, bunların Karadeniz boyunca işledikleri suçlar yüzünden Tanrı tarafından cezalandırılıp taş haline getirilmiş cinler olduklarına inanıyorlar’’ şeklinde anlatmıştır. Devamında ‘’Ereğli yarı yıkık surları içinde küçük bir kent. Beş cami, iki han, iki hamam, iki yüz dükkan ve yaklaşık altı bin nüfus : Doğu tarafından çok güzel korunan, her büyüklükte teknenin, hatta savaş gemilerinin bile kışlayabilecekleri çok güzel bir açık limana sahip. Limanda altmış tane değişik tekne ve beş tane Tuna seyahatine uygun mavna saydır. Bir gümrüğü var’’ şeklinde devam etmektedir.

16.yz.da yapılan ‘Tahrir Defterleri’nde yer alan cami, han ve hamam sayıları 1869 tarihinde yayımlanan ilk Kastamonu Salnamesi ile karşılaştırıldığında Ereğli şehrinde nüfus artışını gözlemlemekteyiz. 16.yz.da Ereğli’de han ve hamam sayısı bir iken 19.yz.da bu sayı ikiye çıkmıştır. 1829 yılında taş kömürünün bulunmasıyla dönüm noktası geçiren Ereğli, 19.yz.da ön plana çıkması ve Osmanlı Devleti’nde II. Mahmud ve ardından gelen 1839 Tanzimat Fermanı’nın yayınlanması sebebiyle diğer Osmanlı şehirleri gibi Ereğli de bu değişim ve yenilik gelişmelerinden etkilenmiştir.

Katip Çelebi, ‘Cihannüma’sında, Ereğli’ye 20 köyü olan bir kale olarak yer vermiştir. Kalenin öünden limanı olan şehir, etrafı dağlık araziye sahip olup düzlük alanın azlığından eserinde bahsetmiştir. Kuzeyinde Hacı Baba mezarından bahseden Katip Çelebi buranın ziyaret mekanlarından olduğunu belirtmiştir. Ereğli’den Benderekli olarak bahsedilen eserde, bölgenin su ihtiyacının Çile Dağı’ndan geldiğini de kaleme almıştır.

1640 senesinde Evliya Çelebi, Batum ve Trabzon’a doğru seyahatinde Ereğli’ye uğrayarak, Ereğli’den bahsetmiş ve Ereğli’nin Çoban Kulesi yalçın kaya üzerine kurulan güzel bir kale olduğundan bahsetmiştir. ‘’Kale yakınında yapanın beyaz taştan bir resmi vardır ki sanki canlıdır’’ diye bahsettiği heykeller, yabancı seyyahların bahsettiği heykeller olabilir.

1680-1762 yılları arasında yaşamış olan Osmanlı coğrafya bilgini Uluslu İbrahim Hamdi Efendi, Katip Çelebi’nin verdiği bilgileri teyit ederek Ereğli hakkında daha detaylı bilgiler vermiştir. ‘’Kale kapısının içinde bir mahalle ve Sultan Orhan Camii vardır ve kale kapısının dışında bayındır çarşısı, kahveleri, hamamı, çeşmeleri, iskele yakınında konuklarına han odalarına bedel odalar ve köşkleri olup oturanlarına günde birer para kira ile verirler ve ekmekçi fırını olmayıp herkes evinde ekmek pişirip çarşıda satarlar. Çarşının batı tarafında kefere zamanında etrafı kargir duvarlı limanı var olduğundan bahsedilir. Zamanla dolup harap olmuş. Şu anda orada 43 tabakhane vardır ve kalenin harap duvarı karşısında çevreden taş dökme bir limanı vardır ve kalenin içinde emirlik zamanında olan bedesten ve dükkanın bazı kulelerinde bahçe yapıp nergis ve başka çiçekler dikmişler. Kale kapsının dışında müftünün evi vardır.’’

Güzel imar edilmiş bir kasaba olduğundan bahseden Uluslu İbrahim Efendi, bölgede kerestesi olduğunu ve bunun İstanbul’a götürüldüğünü kaleme almıştır. Bu mekanların yanı sıra, ‘’kaleden doğu tarafından Karadeniz’e bakan bir tepede merhum Sultan Orhan’ın hocası Seyyid Yahya Şirvani hazretlerinin evladından olup Seyyid Nasrullah Efendi Hazretlerinin kabri vardır. Bazı kimsesiz yoksul kızları varıp odalarda kalarak hizmet ederler ve bir göz yer vakıftır ve orada Karadeniz Boğazı’nda olduğu gibi bir fener olup gemilere hata gelmesin diye geceleri ışık yakılır. Halk arasında Hacı Baba Türbesi diye ziyaret ederler.’’ Hacı Baba Türbesi arşiv belgelerinde karşımıza Hacı Baba Tekkesi olarak çıkmaktadır. Yabancı ve yerli seyyahlar eserlerinden; Ereğli ile ilgili yer alan mekansal bilgiler genel anlamda benzerlik göstermektedir.

Katip Çelebi, Ereğli’de 20 köyden bahsetmektedir. 16.yz tahrirlerinde bu sayı 25’tir. 19.yz.da Ereğli’de bulunan köy sayısı 148’dir. Başbakanlık Osmanlı Arşiv ( BOA ) belgelerine baktığımızda, 17.ve 18.yz karşımıza çıkan yer adları ise şu şekildedir :

Ereğli limanı yakınlarında Hacı Baba Tekkesi,Türkman-ı Alacagelin Karyesi, Aydınlar karyesi, Kebe Divanı, Türkman nahiyesi, İnebeş Çiftliği, Bulucak Divanı, Kaymas karyesi, Suku civarı olarak geçen bölge, Aksığırlı karyesi, Seküler karyesi gibi köy adları, çiftlik ve divan isimlerine ulaşılmıştır.

 Belirtilen isimlerin geneli 16.yz tahrirleriyle aynıdır. Ereğli, Batı Karadeniz kıyısında yer alması sebebiyle önemli bir konumdadır. 17.ve 18.yz.lardaki coğrafi yapı 16.yz tahrirleri ve 19.yz.da Bolu ve Kastamonu Salnameleri ile benzerlik göstermektedir.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • BEUN’DA ‘SESLİ’ YÜKSELİŞ!

    10 Mart 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Üniversitelerin gelişimi çoğu zaman yıllara yayılan bir süreçtir. Ancak bazı dönemler vardır ki, yapılan çalışmaların etkisi yalnızca akademik çevrelerde değil; şehirde, bölgede ve hatta ulusal ölçekte daha görünür hale gelir. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi son yıllarda tam da böyle bir dönemden geçiyor. Tam dört yıl önce rektörlük görevine başlayan Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer’in yönetim dönemine bakıldığında, üniversitenin yalnızca merkez kampüsünde değil; ilçelerde bulunan fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarında da dik...
  • ‘AŞKIM EREĞLİ’ SLOGANI YETMEZ, KİMLİK DE GEREKİR

    06 Mart 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Karadeniz Ereğli sahilinde yer alan “Aşkım Ereğli” temalı pano, kente gelenlerin objektifine ilk takılan, yerel hafızaya en hızlı dokunan simgelerden biri. Şüphesiz Başkan Posbıyık slogan siyasetini seviyor ve kulağa hoş gelen üretimlerini her yerde söylemek/görmek istiyor: Güneşin Sarısı, Denizin Mavisi, Ormanın Yeşili tekerlemesi… Aşkım Ereğli… Sevgi, Barış, Dostluk selamlaması bunlardan sadece birkaçı… Bu soyut vurgular dünyanın her tarafında her kent için, sosyal yapı için kıymetlidir, buna şüphe yok. Ancak ateş düştüğü yeri yakıyor...
  • TÜRKİYE’DE GENÇLER ARASINDA SUÇ VE ŞİDDET!

    05 Mart 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Son yıllarda Türkiye’de çocuklar ve gençler arasında hem suç işleme hem de şiddetin mağduru olma oranlarında ciddi bir artış yaşanıyor. 2024 ve 2025 yıllarına ait resmi verilere göre:Suça sürüklenen çocuk sayısı her yıl artıyor:• 2015–2024 döneminde suça karışan çocuk sayısı önceki dönemlere göre %50’den fazla artarak 2024’te 202.785’e çıktı. 2025’e gelindiğinde de yaklaşık 186.256 çocuk suça karıştı. Bu on yıllık artış %17’yi buluyor.2024’te toplam 612.651 çocuk, güvenlik birimlerine ya mağdur ya da şüpheli olarak bildirildi… Bu sayı bir ...
  • PALYAÇOLAR, MASKELER VE MODERN İNSAN

    28 Şubat 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Cumartesi sabahları insanın zihni biraz daha açık olur. Haftanın yorgunluğu henüz tamamen silinmemiştir ama düşünmek için de küçük bir boşluk oluşur. İşte tam o boşlukta aklıma bazen şu soru gelir: Biz gerçekten kim olarak yaşıyoruz? Kendimiz olarak mı, yoksa taktığımız maskelerle mi?Bu sorunun en ilginç metaforlarından biri palyaçodur. Palyaço, tarihin en tuhaf figürlerinden biridir. Hem güldürür hem hüzün taşır. Bir sahne karakteridir ama aynı zamanda fazlaca insandır. Sirk arenasında kırmızı burnu, abartılı makyajı ve büyük ayakkabılarıy...