İNANÇ, BİLİŞ VE DUYGUSAL DÜZENLEME ARASINDA BİR OKUMA
K-ÖMÜR BELGESELİ DUYGUSAL ANLAR YAŞATTI!
ERDEMİR, ANLAMLI DESTEK İÇİN PROTOKOL İMZALADI
MADENCİLER, KÖMÜR İÇİN DEĞİL ÖMÜR İÇİN ORADAYDI!
GENÇ YAZARLAR YARIŞMASI’NDA EREĞLİ’YE TÜRKİYE 3’ÜNCÜLÜĞÜ
BEUN’DAN ÖNEMLİ BAŞARI: QS AVRUPA 2026’DA İLK KEZ YER ALDI
.
“İyi düşün iyi olsun”, “Evrene mesaj gönder”, “777’yi görmek bir işarettir”, “Çakralarımı açmam lazım” gibi söylemler, günümüzde yalnızca spiritüel alanlarla sınırlı kalmayıp gündelik dilde, sosyal medyada ve hatta terapi odalarında sıkça karşımıza çıkmakta… Bu ifadeler çoğu zaman metafizik bir gerçeklik iddiası taşısa da, bireylerin bu deneyimleri nasıl yaşadığı, psikoloji ve nörobilim perspektifinden ele alındığında daha anlaşılır hale gelir.
Bilimsel açıdan bakıldığında, bireylerin uzaya “pozitif enerji” göndermesi ya da çakralarını açarak dışsal bir etki yaratması, fiziksel anlamda doğrulanabilir bir sürece karşılık gelmez. Ancak bu inançların öznel olarak güçlü ve gerçek gibi hissedilmesi, zihinsel süreçler ile duygusal düzenleme mekanizmaları arasındaki yakın ilişkiyle açıklanabilir.
Nörogörüntüleme çalışmaları, zihinsel imgeleme yoluyla oluşturulan deneyimlerin, gerçek yaşantılarla büyük ölçüde örtüşen sinir ağlarını aktive ettiğini göstermektedir. Bu nedenle bir kişi “pozitif enerji gönderdiğini”, “kalp çakrasını açtığını” ya da “enerjisinin yükseldiğini” hayal ettiğinde; bedensel gevşeme, kaygı azalması ve geçici bir kontrol hissi yaşayabilir. Buradaki etki, enerjinin dış dünyaya aktarılmasından ziyade, bireyin dikkatini nefesine, bedenine ve niyetine yöneltmesiyle ortaya çıkar.
Bu bağlamda çakra söylemi, bilimsel anlamda enerji merkezlerinden çok, psikolojik deneyimi düzenleyen sembolik bir harita olarak işlev görür. Örneğin “boğaz çakram kapalı” ifadesi çoğu zaman kendini ifade etmekte zorlanmaya; “kalp çakram kapandı” söylemi ise incinmişlik, kayıp ya da bağlanma yaralarına karşılık gelir. Karmaşık ve zorlayıcı duygular, bu sembolik dil aracılığıyla daha katlanabilir ve adlandırılabilir hale gelir.
Benzer biçimde 777 gibi sayılara atfedilen anlamlar da bilişsel psikolojide seçici dikkat ve onaylama yanlılığı kavramlarıyla açıklanır. Birey, anlam yüklediği uyaranları daha sık fark eder ve bu fark ediş, inancın doğrulandığı hissini güçlendirir. Özellikle belirsizlik dönemlerinde insan zihni, rastlantıları yapılandırarak “bu boşuna değil” diyebileceği bir hikaye kurma eğilimindedir.
Bu tür inanç sistemlerinin temel işlevi çoğu zaman kaygıyı regüle etmek, belirsizlikle baş etmek ve kontrol duygusunu yeniden inşa etmektir. Ancak bu işlev, olumsuz duyguların bastırılması ve bireyin kendini “yanlış hissetmekle” suçlaması noktasına ulaştığında, toksik pozitiflik olarak adlandırılan riskli bir alana girilir. Bu noktada pozitiflik bir destek olmaktan çıkar; duygusal bir zorunluluğa dönüşür.
Terapötik perspektiften bakıldığında bu tür söylemler, doğruluk ya da yanlışlık üzerinden değil; işlevsellik üzerinden ele alınır. Temel soru şudur:
Bu inanç, bireyin duygularıyla temasını artırıyor mu, yoksa onlardan kaçmasına mı hizmet ediyor?
Çoğu zaman “enerjim düştü”, “çakram kapandı” ya da “negatif düşündüm” gibi ifadeler, doğrudan dile getirilemeyen duyguların dolaylı anlatımıdır. Bu nedenle terapötik hedef, bu dili ortadan kaldırmak değil; altındaki duygusal ihtiyacı görünür kılmaktır.
Sonuç olarak insanlar uzaya pozitif enerji göndermiyor, çakralarını açarak evreni dönüştürmüyor. Ancak kaygılarını yatıştırmaya, belirsizliğe anlam vermeye ve umutlarını canlı tutmaya çalışıyorlar. Asıl mesele, bu inançların gerçekliği açıklayıp açıklamadığı değil; bireyin gerçeklikle temasını güçlendirip güçlendirmediğidir.
Etiketler: Tugay YazganİLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
07 Şubat 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler
30 Ocak 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler
28 Ocak 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler
26 Ocak 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler