logo

 ANILARDA MİLLET BAHÇESİ

DR. CAN CANVER

DR. CAN CANVER
cancanver7@gmail.com
 ANILARDA MİLLET BAHÇESİ

Ereğlili yazar Nuri Öztürk, Önder gazetesinin 1 aralık 2022 tarihli nüshasında yayınlanan ‘’Kasabanın Millet Bahçesi’’ başlıklı yazısında, şirin ilçemizle ilgili yine anılarımızı canlandıracak bilgileri bizlerle paylaşmaktadır.

Yukarı Beccan, kentimizin spor kulüplerine, okullara, spor müsabakalarında, bayramlarda ev sahipliği yaparken aşağı Beccan dedikleri yer, halk arasında Millet Bahçesi olarak da bilinirdi. Yukarı Beccan bugün şehir stadının bulunduğu yer iken, Aşağı Beccan ise günümüz Pazar Taksi’nin yer aldığı, yaşlılığından dolayı uzun dalları budanmış çınar ağacının gövdesinin bulunduğu mekan idi.

Yukarı Beccan, futbol maçlarının ötesine geçip, çok daha şenlikli müsabakalara da sahne olmuş, kentli için şenlikli eğlence yerlerinden olmuştur. Hemen hemen her sene sıcak yaz günlerinde düzenlenen yağlı güreş müsabakaları Ereğli’lilerin zevkle ve coşkuyla izlediği kıran kıran mücadelelere ev sahipliği yapmıştır. O günlerde bırakın kasabanın güreş meraklılarını, müsabakaları izlemek için çevre ilçelerden, köylerden gelenler Yukarı Beccan’a akın ederlerdi. Spor alanının çevresi günler öncesinden kurulan çadırlarla kaplanır, iğne atılsa yere düşmez bir kalabalık ile dolardı. Sahanın etrafında kurulan mangalların çıkardığı dumanlardan alanda göz gözü görmez, kokular her tarafı kaplardı.

Yukarı Beccan’da düzenlenen yağlı güreşler, namlı pehlivanlarıyla, davul zurna takımlarıyla, yağcılarıyla, bezcileriyle ve cazgırıyla tarihi Kırkpınar güreşlerinin coşkusunun Ereğli’de de yaşanmasına vesile olurdu.

Çayırda yapılan yağlı güreşlerin olmazsa olmaz bazı unsurları vardı. Güreş öncesi yapılan salavat geçici ile peşrev zamanı, müsabaka öncesi yapılan önemli ve görkemli bir törendir. Bu törenin en önemli karakteri ise cazgırdır. Kırkpınar güreşlerinin unutulmaz cazgırları Şirin Baba, Pele Mehmet nasıl tarihe mal oldularsa, Ereğli’deki güreşlerin cazgırı da Topal Feti olup yapılan yağlı güreşlerle adını kentimizin tarihine yazdırmıştır. Topal Feti ayrıca kasabanın en önemli fonksiyonel kişilerinden biriydi de… Henüz hoparlörün olmadığı günlerde kasaba ahalisine her türlü duyuruyu yapan, Millet Bahçesi’nin yanından kalkan şehirlerarası otobüslere yolcu çığırtkanlığını da yapan kişi oydu.

Ereğli’nin yağlı güreş tarihine geçen müsabakalarından birisi; Kırkpınar güreşlerinin altın kemer sahibi efsanelerinden Ordulu Mustafa ile Kör Sezai’nin kapıştığı güreştir. Kör Sezai’nin Ordulu Mustafa kadar önemli bir başarısı yoktu ama ondan hiç de aşağı kalmayan bir pehlivandı. Topal Feti’nin salavat anında, Ordulu’nun tek ayağını kapıp onu gerisin geri sürerek seyirci çadırlarının içine kadar itekleyip çadırı tutan direğe de çarparak çadırın yıkılmasına neden olmuştu.

Yağlı güreşler bittikten sonra Pençes Deresi’nden geçip karşı kıyıya geçip az biraz yüründüğünde bugün Pazaryeri’nin bulunduğu Millet Bahçesi’ne gelirsiniz. Burası 1919 Ekim’inde Ereğli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin kurulma kararının alındığı gün, Ereğli Rüşdiyesi’nin başöğretmeni Nimet Hoca’nın o ünlü söylevini yaptığı yerdir.

Ereğli köylüleri mevsime göre bahçelerinden, tarlalarından getirdikleri taze meyve ve sebzelerle haftanın iki günü pazaryeri ve Millet Bahçesi’ni şenlendirirlerdi.

Ereğli’ye gelen panayırlar da burada kurulurdu. Kasabalı panayıra lunapark derdi, akşamları mahalleliler çoluk çocuk buraya akın ederlerdi. Lunaparkın dönme dolabı, atlı karıncası, çember atışları kentliler tarafından rağbet gören eğlence uğrak yerleri idi. Lunapark panayırı geceleri ışıl ışıl olurdu.

Yukarı Beccan, yanından geçen Pençes deresi ile diğer tarafından akan harkın suyunu buluştururken, Aşağı Beccan da Pençes Deresi ile Dombay Deresi’ni kavuşturur, birlikte denize ulaşmalarını seyrederdi.

Yukarı Beccan’ın önemli simalarından biri Mustafa Akman idi. Kasabalı onu futbol ordinaryüdü olarak tanımlardı. Ekabir de bir diğer futbol otoritelerinden biriydi. Madencilerin efsane başçavuşlarından Mefa Akman’ın üç evladının en küçüğüydü. Mefa başçavuşun iki kızkardeşi vardı. Babaları çocuklarının adını Mefa, Şifa ve Kimya koymuştu. Ekabir kasabanın bir diğer efsane ismi Deli Mustafendi ile kuzen olurdu. Ekabir onun dayı oğluydu. Ekabir, kasabanın en önemli ve en kuvvetli futbol kulübü Göztepe’nin yıllarca hocalığını yapmış, ismini Ereğli’nin spor tarihine kalın harflerle yazdırmıştı. Evi, Tokmaklar Sokağı’ndaydı.

O yıllarda Ereğli’nin fabrikası yoktu, sahil yolu da yoktu. Nimet, Alemdar ve Kayabaşı adlı üç ilkokulu ile orta ve orta sanat denilen orta dereceli iki okulu vardı. Halkevi, Şehir Kulübü, Belediye sinemaları vardı, Uzun Kum’u vardı. Arnavut kaldırımlı sokakları vardı.

Meydanbaşı’ndan gelen yokuş yol, günümüzde Bulvar denilen düzlüğe iner, Tabakhane’yi geçince soluna ulu çınarları ile Şehir Parkı’nı alır, Yalı kahvelerinin önünden geçerek Yalı Caddesi’nden Bozhane’ye uzanırdı.

Hükümet Konağı’nın az ilerisinde Yalı kahveleri vardı, önlerinde de irili ufaklı ağaçlarla, üzümü bol asmaları vardı. Arka tarafları denizdi, kasabanın iskelesi de buradaydı. Deniz bayramlarında yağlı direk müsabakaları burada yapılırdı. Ördek kapmaca ve sandal yarışları da ilgiyle izlenen yarışlardı.

Ereğli’nin o yıllarda üç tane bankası vardı: Ziraat Bankası, Saatçi İlhan’ın dükkanının karşı köşesindeydi. Dıştan bakıldığında blok taşlardan yapılmış bir bina görünümündeydi. Ereğli’nin esnaflarından Gütte Paşa’nın damadı Necdet Çıtak uzun süre bu bankada çalışmıştı.

İş Bankası sahildeki yalı kahvelerinin yanındaydı. İskele Camii’nin karşısında günümüzde fabrikanın, İstasyon’un ve Kaneriağzı’ndan inen yolun birleştiği kavşağın tam karşısındaydı. Üstünde Orman İşletme Müdürlüğü vardı, arkası denizdi. Bu bankada rahmetli eniştem Hicabi Eygi de çalışmış sonra bankanın müdürlüğünü de yapmıştı.

Bir de Garanti Bankası vardı. Çarşı içindeydi. Sait Öztürk’ün dükkanının karşı köşesindeydi. Sonraları aynı yerde Anadolu Bankası açılmıştı.

Nurettin Kızılsu, Ereğli’nin sevilen esnaflarından Kahveci Refik’in ağabeyidir. 60’lı yılların öncesinde Ereğli’ye dönüp Garanti Bankası’nda muhasebe şefi olarak işe başlamıştı. Sonraları aynı bankada emekli oluncaya kadar şube müdürlüğü yaptı. Nurettin Kızılsu, Ereğli’nin günlük basılan iki gazetesinden biri olan Şirin Ereğli’de E-Pulcu imzasıyla günlük yazılar yazar, gazetenin sahibi ve yakın arkadaşı Bedri Erel’e de destek verirdi. Nurettin Kızılsu’nun oğlu Nuri ile Bedri Erel’in oğlu Tahsin, TED Koleji’nden sınıf arkadaşlarımdır.

Ereğli’nin daha sonraki yıllarında açılan Akbank’da da, yine liseden arkadaşım Ruhi ve ağabeyi, Ereğlili yazar Nuri Öztürk’ün babaları Cemal Öztürk amca çalışmıştı.

Paylaşın:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • DR. CAN CANVER TARİHE IŞIK TUTUYOR

    11 Eylül 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    EREĞLİ’NİN KAYABAŞI VE KİRMANLI MAHALLESİNDE TESCİLLENMİŞ KÜLTÜR VARLIKLARIMIZ Sur içi Ereğli’mizin bugün ayakta kalabilen sayılı eski sivil mimari örneklerini de barındıran, kentin en eski mahallesi olan Kirmanlı Mahallesi ve Kayabaşı mevkiinde yer alan kültür varlıklarımız da sevindiricidir ki; Avrupa Konseyi Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Envanteri ve Türkiye Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından tescillenerek koruma altına alınmışlardır. Dikili yokuşunun Kayabaşı’na sapan sokağın köşesinde yer alan ve halk aras...
  • DR. TUGAY YAZGAN “İYİ OLMA ZORBALIĞINI” YAZDI

    02 Eylül 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    “Pozitif düşün.” Son yılların en masum görünen ama bazen en acımasız cümlelerinden biri bu. İşini kaybedersin: “Boş ver, daha iyisi çıkar.” Sevdiğin birini kaybedersin: “Güçlü olmalısın.” İlişkin biter: “Her işte bir hayır vardır.” Ekonomik olarak zorlanırsın: “Parayı hayatına çekmeye odaklan.” Kaygılanırsın: “Olumsuz düşünme.” Tükenirsin: “Biraz şükret.” Depresif hissedersin: “Hayat güzel, olaylara biraz pozitif bak.” Bütün bunların ortak bir mesajı vardır: “Şu anda hissettiğin şey yanlış.” Problem de burada başl...
  • 3000 YILINA MEKTUP!

    19 Ağustos 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Taş Devri’ne mektup yazıp günümüz yaşantısıyla pek farkı olmadığını vurgulayınca bir umut 3000’li yıllara mektup yazmak farz oldu…Sevgili NEO-43,Sana 2026'dan yazıyorum.Evet, yanlış okumadın. Kolay değil yaklaşık bin yıl sonrasına bir mektup gönderiyorum.Muhtemelen senin zamanında mektup diye bir şey kalmadı, bu nedenle elindekine ablak ablak bakma; biz elindeki maddeye kağıt, okuduğuna da mektup diyorduk! Belki senin için “okumak”, bizim için ekmek yemek kadar eski ve ilkel bir davranıştır.Ama merak ediyorum NEO-43, siz gerçekten ilerlediniz ...
  • TAŞ DEVRİ’NE MEKTUPLAR

    14 Ağustos 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Sevgili Kovukhan,Sana bu mektubu, aradan geçen birkaç yüz bin yılın ardından yazıyorum. Evet, yanlış duymadın: Birkaç yüz bin yıl. Sen beni tanımazsın, ben de seni hiç görmedim ama seni tanıyorum. Merak etme, dünya hala dönüyor; insanlık da hala geçim derdinde.Senin de bir eşin, çocukların ve başını sokacak bir mağaran vardı. Akşam eve döndüğünde çocuklarının karnını doyurmak, eşinin güvenliğini sağlamak, ertesi gün ne yiyeceğinizi düşünmek zorundaydın. Senin hayatın zordu Kovukhan ama bizimki de pek kolay sayılmaz.Aramızdaki en büyük fark şu:...