logo

KDZ EREĞLİSİ NİZAMİYE MAHKEMELERİ

DR. CAN CANVER

DR. CAN CANVER
cancanver7@gmail.com
KDZ EREĞLİSİ NİZAMİYE MAHKEMELERİ

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Tarihi Kürsüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Yeni Türkiye Dergisi’nin ocak-Şubat 2000, Yıl: 6, Sayı: 31’de yayınlanan ‘’Tanzimat Devri Osmanlı Mahkemeleri’’ başlıklı makalesinde Nizamiye Mahkemeleri hakkında önemli bilgiler vermektedir.

1840 tarihinde kabul edilen ceza kanununun uygulanması büyük ölçüde Tanzimat prensiplerinin hayata geçirilmesi demek olduğundan, merkez ve taşrada kurulan meclisler idari ve mali görevlilerinin yanı sıra bu işle de görevlendirilmiştir. Taşralarda memurlarla Müslüman ve gayrımüslim halktan ileri gelenlerin katıldığı ve belde kadısının da üye olarak yer aldığı taşra meclisleri, bu kanun çerçevesinde karar vermekte, bunların önemli suçlara dair kararları merkezdeki Meclis-i Vala’yı Ahkam-ı Adliye’de temyizen incelenmekte ve gerekirse yeniden muhakeme yapılmaktaydı. 1937 yılında kurulan Meclis-i Vala aynı zamanda merkezde işlene  suçlar için bidayet ve devlet memurları için idare mahkemesi fonksiyonunu icra ediyordu. Bu devirde üst yargı mercii olarak divan-ı Hümayun’un yerini Maclis-i Vala almıştır. 1854 yılında idare ve adliyenin ayrılması yolunda önemli bir adım atılarak merkez ve taşrada meclis-i tahkikat adında yargı mercileri kurulmuş, bunlar sadece ceza davalarına bakmakla görevlendirilmişlerdir. Bunların üst mercii fonksiyonunu da tabiatıyla Meclis-i Vala ifa etmiştir.

1864 tarihli Vilayet Nizamnamesi ile idare ile adliye birbirinden ayrılmış; taşra meclislerinin de adli görevleri Fransız örneğine göre kurulan yeni nizamiye mahkemelerine verilmiş; öte yandan bu mahkemeler ceza davalarının dışında belirli bazı hukuk davalarına bakmakla da yetkilendirilmiştir. Köy ve nahiyelerde ihtiyar heyetleri sulh derecesinde görev yapacak, adliye bidayet, istinaf ve temyiz mahkemeleri şeklinde teşkil edilecekti. Bu defa yeni mahkemelerle şer’iye mahkemeleri arasında görev ve yetki uyuşmazlıkları doğmuş ve devletin sonuna kadar da süregelmiştir. Söz gelişi nizamiye mahkemesinde görülen bir adam öldürme davasında tarafların eğer şahsi talepleri varsa bunlar şer2iye mahkemesine giderek buradan da ayrı bir hüküm çıkarabilirlerdi. Böylece nizamiye mahkemesinde beraat eden bir kimse şer’iye mahkemesince idama mahkum edilebilir, aksi de söz konusu olabilirdi. Osmanlı hukukunun yapısından doğan bu düalite Tanzimat devrinin ve bu devirdeki adliye ıslahatının en bariz vasfı olmuştur. Bunu önlemek için zaman zaman her iki mahkemenin görev ve yetki sınırını belirleyen kararnameler yayınlanmak ihtiyacı hissedilmiş ancak devletin sonuna kadar bunda başarılı olunamamıştır.

Nizamiye mahkemelerinde bir başkan ve iki üye bulunur, başkan genellikle ilmiye sınıfından bir kadı ve üyelerden biri de zimmi olurdu. Pratikte bütün adli işleri hukukçu olması itibariyle mahkeme başkanı yürütürdü, çünkü üyeler genellikle hukuk bilgisinden tamamen mahrum, hatta okuryazar bile olmayan kimselerdi. Öte yandan gayrımüslimlerin adliyede Müslümanlar’la eşit temsili de sözde kalmıştır, çünkü üç kişilik bu mahkemelerde çoğunluk Müslümanlar’da olduğu için bunların dediği olurdu.

Kastamonu Salnamelerinde 1880-1905 yılları kayıtlarında yer alan Mahkeme-i Bidayet          ( Bidayet Mahkemesi=Nizamiye Mahkemesi ) görevlileri şunlardır:

1880 : Reis Naib Osman Fevzi Efendi ( Müderris ), Azalar : Mehmed Raşid Efendi, Yorgi Ağa, Katip Hasan Şevket Efendi, Şakird Rıfat Efendi, Mukayyid Necib Efendi, Katib-i Mahkeme Hacı Halil Efendi.

1881 : Reis Naib Mehmet Tahir Efendi, Azalar : Mustafa Bey, İstoraki Ağa, Başkatip Ali Sami Efendi, Müstantik Muavini Hüseyin Hüsnü Efendi, Katib-i sani Necib Efendi, Mukavelat Muharriri Nuri Efendi, Şakird Mehmed Efendi.

1882 : Reis Naib Mehmet Tahir Efendi, Azalar: Mustafa Bey, İstoraki Ağa, Katib-i evvel Ali Sami Efendi, Katib-i sani İbrahim Necib Efendi, Müstantik Muavini Hafız Hüseyin Hüsnü Efendi, İcra Mübaşiri Mahmud Vahid Efendi, Şakird Mustafa Şevki Efendi, Şakird Hüseyin Efendi.

1889 : Reis Naib İsmail Aşir Efendi, Azalar: Halil Efendi, Hacı Anesti Efendi, Başkatip Ali Sami Efendi, Katib-i sani Ali Raif Bey, Müstantik Muavini Necib Efendi, Mukavelat Muharriri Hüseyin Efendi, Mahkeme-i Şer’iye Katibi Mehmed Raşid Efendi, Mübaşir Mehmed Ağa, Mübaşir Muhyiddin Efendi.

1893 : Reis Naib Mehmed Efendi, Azalar: Ahmed Efendi, Hacı Hristoma Ağa, Katib-i evvel Şükrü Efendi, Katib-i sani Eşref Efendi, Müstantik Muavini Hüseyin Efendi, Mukavelat Muharriri Rıfat Efendi, Mahkeme-i Şer’iye Katibi Hayri Bey.

1894 : Reis Naib Mehmet Efendi, Azalar : Ahmed Efendi, Yani Ağa, Katib-i evvel Şükrü Efendi, Katib-i sani Eşref Efendi, Müstantik Muavini Hüseyin Efendi, Mukavelat Muharriri Rıfat Efendi, Mahkeme-i Şer’iye Katibi Celal Efendi.

1895 : Reis Naib Zeynelabidin Efendi, Azalar : Ahmed Efendi, Yani Ağa, Başkatip Mehmed Şükrü Efendi, 2. Katip Eşref Efendi, Müstantik Muavini Hüseyin Efendi, Mukavelat Muharriri Rıfat Efendi, Mahkeme-i Şer’iye Katibi münhal.

1897 : Reis Naib Sadrettin Efendi, Azalar: Hakkı Bey, Yani Ağa, Başkatip Mehmed Şükrü Efendi, 2. Katip Eşref Efendi, Müstantik Muharriri Hüseyin Efendi, Mukavelat Muharriri Rıfat Efendi, Mahkeme-i Şer’iye Katibi münhal.

1900 : Reis Naib İbrahim Edhem Efendi, Azalar: Ahmed Efendi, Stefan Efendi, Başkatip Mehmed Şükrü Efendi, 2. Katip Eşref Efendi, Müstantik Muavini Hüseyin Efendi, Mukavelat Muharriri Rıfat Efendi, Mahkeme-i Şer’iye Katibi Hüseyin Efendi.

1905 : Reis Emin Efendi, Azalar: Hakkı Bey, İlya Ağa, Katib-i evvel Şükrü Efendi, Katib-i sani Eşref Efendi, Müstantik Muavini Hüseyin Efendi, Mukavelat Muharriri Rıfat Efendi, Mahkeme-i Şer’iye Katibi Hüseyin Efendi.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • GÜNÜMÜZÜN EN ÖNEMLİ DEĞERİ: İNSAN KALABİLMEK

    13 Temmuz 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Teknoloji ilerledi, şehirler büyüdü, bilgiye ulaşmak saniyeler sürüyor. Yapay zeka artık yalnızca sorularımıza cevap vermiyor; metin yazıyor, resim çiziyor, karar süreçlerine ortak oluyor. Buna rağmen çağımızın en büyük sorunu bilgi eksikliği değil; insan eksikliği.Çünkü insan olmak ile insan kalabilmek aynı şey değil! Doğmak bizi biyolojik olarak insan yapar ancak vicdanlı olmak, merhamet göstermek, adalet duygusunu korumak, başkasının acısını hissedebilmek ve gerektiğinde kendi çıkarından vazgeçebilmek bizi gerçekten "insan" yapan özellik...
  • HERAKLEİA PONTİKA’NIN ROMA TANRIÇALARI

    10 Temmuz 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Romalılar, General Cotta ile Herakleia Pontika’ya girerken yanlarında kendi tanrı ve tanrıçalarını da getirdiler. Kentlilerin inandıkları, taptıkları tanrılara ilaveten kendilerininkileri de kattılar. Bunlardan biri tanrıça Epona’dır. Roma dininde atların, eşeklerin ve katırların tanrıçası olarak bilinir. Aslında Romalılar, Epona kültünü Galya, Germania ve Tuna kıyısında yaşayan Barbar kavimlerden almışlardır. İmparatorluk döneminde genelde Augusta olarak anılan, imparatoru ve sarayı korumak için yakarılan bir Barbar tanrıçasıdır. Romalılar...
  • HAYAT GERÇEKTEN İYİ BİR ÖĞRETMEN MİDİR?

    05 Temmuz 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    "Hayat insana her şeyi öğretir." Bu cümleyi kaç kez duyduk, kaç kez söyledik bilmiyorum. Bir başarısızlığın ardından, bir ayrılığın sonrasında, iflas eden bir iş insanının ya da ağır bir hastalık geçiren birinin ağzından mutlaka çıkar bu söz. Sanki hayat görünmez bir okulmuş da herkes mezun oluyormuş gibi… Oysa biraz durup düşünelim. Gerçekten herkes öğreniyor mu? Belki de sorunun dosrusu "Hayat öğretiyor mu, yoksa sadece yaşatıyor mu?"dur! İnsanlık tarihi boyunca filozoflar deneyimin bilgeliğe dönüşmesini tartıştı. Antik Yunan'da Sokrat...
  • AŞKIN PRODÜKSİYON HALİ; YENİ NESİL EVLENME TEKLİFLERİ

    30 Haziran 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    "Aşk, başkasının bakışına ihtiyaç duyduğu anda dönüşmeye başlar." Bir zamanlar evlenme teklifleri iki insanın arasında yaşanan mahrem bir andı. Heyecan vardı, belirsizlik vardı, reddedilme ihtimali vardı ve en önemlisi; o ana tanıklık eden yalnızca iki kalp vardı. Bugün ise aynı soru soruluyor ama farklı bir niyetle… "Benimle evlenir misin?" sorusu artık çoğu zaman "Bunu kaç kişi izleyecek?" sorusunun gölgesinde kalıyor. Çünkü çağ değişti. Biz artık yalnızca yaşamıyoruz; yaşadıklarımızı sergiliyoruz. Fransız düşünür Jean Baud...