logo

S.A.D.E. YAŞAM VE MODERN SALGINLAR

Doğan GÖNÜLLÜ

Doğan GÖNÜLLÜ
haber@haberhayat.net
S.A.D.E. YAŞAM VE MODERN SALGINLAR

Yaş kemale ermeye başlayınca, doğal yaşlanma ve yaşanmışlarla vücut, kalp ile düşünce yorgunluğumu daha etkili hisseder oldum.

Kısa zaman önce yavaşlamaya, sadeleşmeye karar verdim ve kendime bir formül buldum:

S.A.D.E. YAŞAM

Ve bir bakıma Akrostiş yaparak yeni yaşamımı adı ile uyumlu olacak şekilde isimlendirdim:  S.A.D.E.

Kendime komutlar verdim ve eşim Ülkü’ye de formülüme uymadığım zaman beni uyarmasını rica ettim.

Formülün açılımı ve “Daha” ile başlayan kendime komutlarım şöyle:

S: Sakin yaşa… (aceleci, fevri ve kesin-dakik olduğum bilinir; daha sakinlemem gerektiğini düşünüyorum)

A: Azlık…. Az ye, Az iç, Az konuş.(yeme-içme sevdiğim ve mutfağa girdiğim doğrudur)

D: Dinle… Dinleyici ve Dindar ol.

E: Empatik davran … Madem duygularım güçlü, daha fazla Empatik davranmalıyım.

Şimdi burada dostlarımdan da rica ediyorum; Daha S.A.D.E. bir yaşama geçişimde destekleriniz benim için çok kıymetli. Kimi zaman beni uyarın, kimi zaman beni anlayışla karşılayın, kimi zaman da alkışlayın ki hayat sahnesinde yalnız olmadığımı bileyim. Destekleriniz için şimdiden teşekkür ederim.

Evet, kendime dua ile başarılar dilerken, “bakalım becerebilecekmiyim!?” sorusu ile yine kendimi baş başa bırakıyorum.

.

…..

.

Yukarıda “Yavaşla” kitabından bahsetmiştim. “Bu dünyadan Bir Defa geçeceksin” spotu ile yayımlanan kitabın Yazarı Kemal Sayar. Hocamın kalemine, aklına sağlık… 

Elimdeki kitap Kapı yayınlarından genişletilmiş yeni basım ve 29. Baskı…

Şimdi de 246 sayfalık bu kitaptan; belki de  pendemiyi, Fransa’daki son olayları, hatta depremin yarattığı olumsuzluğun sebep ve sonuçlarını, hatta ve hatta Ereğli özelindeki siyasetteki, işyerlerindeki, aile içlerindeki bazı polemikleri daha iyi anlamamızı sağlayabileceğine inandığım bir alıntı yapmak istiyorum.

MODERN SALGINLAR

“Kadere karşı sigortalanmak.” Karen Blixen Avrupalının arzusunu böyle betimliyordu. Oysa Afrikalı onu doğallıkla kabulleniyor, buyur ediyordu. “Ölebilenler özgürce yaşar” diye eklemişti yazar. Günümüzde doğum, ölüm, yaşlanma, cinsellik veya mutsuzluk gibi sıradan hayat süreçleri tıbbileştiriliyor. Artık rahiplerin veya imamların buyruklarıyla değil, hekimlerin, diyet uzmanlarının, terapistlerin önerileri ile hayatlarımızı şekillendiriyoruz.

Gündelik hayatın sorun ve sıkıntılarının tahammülfersa bulunduğu eşik giderek düşüyor. Hayat standardı konusundaki beklentiler yükseliyor. Sorunların çözülebilir olmasını istiyoruz. Ölüm bile çözülmesi gereken bir sorun olarak ortada duruyor. Önceki Çağlarda hayatın doğal bir parçası olan bedensel ve ruhsal belirtiler, bugün kaygı nedenimiz. Ağrı ve yorgunluk, geçen yüzyıl başından bugüne aynı. Ancak insanlar, günümüzde bedenlerinden aldıkları sinyallere daha duyarlı ve bu sinyalleri bir hastalığa atfetme konusunda daha aceleci.

Oysa sağlık, Ivan Illich’in on yıllar önce büyük bir öngörü ile dile getirdiği gibi, insanın ölüm, acı ve hastalık gibi gerçeklerle başa çıkabilme yetisidir. Modern tıp ise bunları yok etmek için adeta bir “kutsal savaş” ilan etmiş durumda. İnsanların modern hayatta yaşadıkları mutsuzluk, yeni hisleri salgınları yaratıyor. Kronik yorgunluk, huzursuzluk barsak, fibromiyalji, tıbben açıklanamayan bedensel belirtiler gibi bir dizi yaygın durum. “hastalık” ile “hastalık olmayan” arasındaki gri bölgede duruyor. Bunlar, modern salgınlar ve ortaya çıkmaları yaşama biçimlerimizle çok alakalı. Rekabetçi, mükemmeliyetçi, zaman baskısı hisseden, içsel huzur duygusunu yakalayamamış insanlar, bu müphem sendromlara daha fazla yakalanıyorlar.

Modernlikte birlikte değişim hızı da artmış durumda. Bu da, insanların, kendilerini yetersizlik duygularını kaptırmalarına yol açıyor. Zihinsel, bedensel ve duygusal olarak bir şeylere yetişememe duygusu, modern insanın içini kemiriyor. Hız karşısındaki bu çözülme hali, kliniklerde karşımıza yaygın mutsuzluk, ağrı ve yorgunluk şikâyetleri ile geliyor. Tanı kategorileri, bedenimizdeki fizyolojik veya biyokimyasal olayların birebir yansıması değil. Hastalıklar sosyal olarak da inşa edilebiliyor. Günün kültürel değerlerini ve sosyal şifrelerini, sınıf ve cinsiyet yapılarını, birey ve toplum arasında beklenen münasebetleri de yansıtıyorlar. Bir yüz yıl önce ABD’de “efendi”lerinden kaçan siyah kölelerin akıl hastası olduğu düşünülüyordu.

Dünya üzerindeki 500 milyar dolarlık bir hacmi ulaşan ilaç endüstrisi gözünü “fethedilmemiş topraklar”a, sağlıklı insana dikmiş durumda. Hastalık kavramı günbegün genişletilerek, sağlıklı insanlar hasta olduklarını ikna ediliyor. Dünün mahcup çocukları, bugün toplumsal endişe bozukluğu tanısıyla ilaç alıyor. Sokaklarda özgürce tepinemediği için kurtlarını evde döken çocukların bir kısmına hiperaktif yaftası yapıştırılıveriyor. Hastalığı kendisini sınırlayan bir tarzı olması, iyi huylu seyretmesi veya kişisel başa çıkma stratejileri gözden kaçırılıyor. Hastalık ticareti, sıradan sıkıntıları tıbbi sorunlara dönüştürüyor; hafif belirtileri ciddi olanlara kişisel sorunları tıbbi belirtilere, riskleri hastalıklara tahvil ediyor. Bugün tıp dergilerinden, ilaç şirketlerinin ürettikleri bilginin yerini, bağımsız odakların ürettiği bilginin alması tartışılıyor. Çünkü bir çalışmada gösterildiği gibi, bir ilacın etkinliğini belirleyen en önemli değişken, o çalışmanın sponsor firması.

Geçtiğimiz yüzyılda halk sağlığı alanında büyük gelişmeler yaşanmış olmasına karşın, araştırmalar bizim atalarımızdan daha fazla ve daha kötü tıbbi belirtilere sahip olduğumuzu gösteriyor. Sağlığın sadece dışarıdan alacağımız ilaçlarla sağlanmayacağını, sağlık için insanın etkin bir mücadele vermesi gerektiğini, sağlığın bizim çabamızı gerektiren bir şey olduğunu akılda tutmalıyız. Kadere karşı sigortalanamayız. Istırap bir öğretmen. Tahammül ve direnç, insanın erdemleri. Bir ağrıyı bedenimizde gezdirip dinlendirerek de olgunlaşırız. Bir hüzün nöbetinden güçlenerek de çıkarabiliriz. Ve nihayet hayat, çözülmesi gereken bir sorun değildir.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ZAMANA BIRAKMAK

    16 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Her şeyin bir vakti olabilir, bununla birlikte bilmenizi isterim ki birçok şey kendiliğinden çözülmez. Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, her şeyi hemen çözmek zorunda olduğunu düşünmesidir. Bir ilişkinin geleceğini bugün bilmek, bir kaybın acısını yarın unutmak, bir kararın doğruluğundan hemen emin olmak, kırılan bir kalbi birkaç güzel cümleyle onarmak isteriz. Beklemeye tahammülümüz azaldı. Belirsizlik karşısında sabrımızı, sonuç alamadığımızda umudumuzu kaybediyoruz. Oysa hayat, aceleye getirdiğimiz kararlarla değil, za...
  • TANZİMAT DÖNEMİNDE EREĞLİ KÖMÜRLERİ-1

    13 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Kömür madeni Osmanlı İmparatorluğu’nda II. Mahmud’un padişahlığı zamanında, Ereğli’de Uzun Mehmet tarafından 1829 yılında bulunmasına karşın işletmeye Padişah Abdülmecid zamanında başlanmıştır. Kömür ocaklarının açılması ve imparatorluğun bu madenden faydalanması ancak 1841 yılında olabilmiştir. Ereğli kömür ocakları 5 Kasım 1842-30 Kasım 1845 tarihleri arasında ilk defa yerli girişimci ve sermaye ile aralarında bir grup Galata sarrafının girişimleri ile Kömür Kumpanyası adı altında birleşmiştir. Ereğli kömür ocakları bu kumpanya tarafında...
  • PLATON’UN MAĞARASI: GÖRDÜĞÜMÜZ ŞEY GERÇEK Mİ?

    10 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Bazen insanın en büyük yanılgısı, gördüğü şeyin gerçek olduğuna inanmasıdır. Oysa görmek, her zaman bilmek değildir. Yaklaşık 2.400 yıl önce Platon, Devlet adlı eserinde bugün hala insan zihnini sarsan bir hikaye anlattı: Mağara Alegorisi. Bir grup insan düşünün: Doğduklarından beri bir mağaranın içinde zincire vurulmuşlar. Başlarını çeviremiyor, arkalarına bakamıyorlar. Önlerinde yalnızca mağaranın duvarı var. Arkalarında ise bir ateş ve ateşin önünden geçen insanların taşıdığı çeşitli nesneler... Mağaranın duvarına yansıyan gölgeleri ...
  • BALCI’YA FIRSAT, KELEŞ’E İHTAR, YAĞIZ’A DENGE…

    04 Ekim 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Karadeniz Ereğli Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinin çok parçalı bir tablo ortaya çıkaracağı önceden belliydi. Arslan Keleş’in başını çektiği mevcut yönetimin listesine karşı Yüksel Balcı’nın listesi yarıştı. Hizmet meslek grubunda bağımsız hareket eden Kürşat Yağız’ın Balcı ile ittifak yapması, seçim öncesindeki dengeyi Balcı lehine değiştirdi. Bu birlikteliğin sandığa da yansıdığı kanaatindeyim. Aday ve proje tanıtım toplantıları, sonucun işaretlerini vermişti. Burada sadece Keleş’in 10 projesi ile Balcı’nın 23 projesi yarışmad...