logo

SİZ OLAYI VERİN, BİZ HABERİ…

Doğan GÖNÜLLÜ

Doğan GÖNÜLLÜ
haber@haberhayat.net
SİZ OLAYI VERİN, BİZ HABERİ…

Haber kaynağından okura kadar herkesin içinde olduğu medya ilişkileri üzerine; teoriden ve pratikten gelen deneyimleri, küçük uyarılar ve birkaç dostane tavsiye ile “bayramlık yazı” kıvamında paylaşmak istedim.

Günümüz dijital dünyasında medya ile ilişkisi olmayan neredeyse yok. Ekonomiden siyasete, magazinden bilime kadar her alan bir şekilde medya aracılığıyla görünür oluyor.

Medya olarak bazen gündemi olduğu gibi aktarıyoruz, kimi zaman belirliyoruz, bazen de yorumlarımızla gündemi değerlendiriyor; eleştiriyor ya da alkışlıyoruz.

Artık ulusal–yerel ayrımı da eskisi kadar belirgin değil. Kimi medya kuruluşları kalender meşrep bir çizgide ilerlerken, kimileri de daha hafif meşrep bir yayın anlayışıyla yol alıyor.

Bir de işin diğer tarafı var: Medya ile ilişki kuran taraf: Hem haberin kaynağı, hem talepçisi hem de takipçisi…

Siyasiler, seçilmiş yerel yöneticiler, atanmış kamu yöneticileri, sivil toplum temsilcileri, iş insanları, akademisyenler, eğitimciler, hatta öğrenciler ve elbette halk…

Tam bu noktada medya okuryazarlığı devreye giriyor. Yani medya çıktısını doğru değerlendirebilme becerisi.

Her okuyucu ya da takipçi haberi kendi bakış açısından değerlendiriyor; yanlış mı, eksik mi, manipülasyon var mı diye sorguluyor. Aslında okuyucu yalnızca haberi değil, medyanın  kendisini de değerlendiriyor.

Tabii ki tam da bu aşamada sosyal medya atıcıları ile işi medya olanları ayırmak şart!

Şunu bilmek gerekir ki; haberde mutlak tarafsızlık diye bir şey yoktur. İnsan unsurunun olduğu yerde bakış açısı da vardır. (Parantez açalım: İnsan unsuru yok gibi görünen yapay zekâyı bile kendi bakış açınıza göre eğitip taraf hâline getirebiliyorsunuz.)

Emin olunuz ki taraflılık çoğu zaman haberin başlığında ve seçilen fotoğrafta başlıyor.

Bazen ideolojik, bazen ekonomik, bazen de samimiyet ilişkileri devreye girer: Eş-dost, akraba, öğretmen-öğrenci, esnaf, ahbap-çavuş ilişkileri v.s…

Demem o ki; haberleri farklı kaynaklardan, farklı bakış açılarıyla ve farklı etik değerler süzgecinden geçirerek doğrulamaya çalışın ki ortalama doğruya ulaşabilesiniz.

Bir de medya olarak(görüşlerime katılanları temsilen) bazı küçük taleplerimiz olacak:

  • Her an rafta bekleyen bir muhabir veya editörümüz olmadığı bilinsin. (İktisatçılar hiçbir mal ve hizmetin aynı anda hem hızlı, hem ucuz hem de kaliteli olamayacağını söyler ve ikisini seçiniz der.)
  • Bizler de sizinle birlikte bir konseri, toplantıyı veya etkinliği izleriz ama asıl işimiz etkinlik bittikten sonra başlar. Zamana ve detaylı bilgiye çok ihtiyaç duyarız; zihnen yorucudur.
  • Değerli ilgili ve yetkililer; haber bültenlerinizi bülten gibi değil de haber gibi yazarsanız bizi tembelleştirir ve tek tip haber çıktılarına yol açarsınız: Siz olayı verin, biz haberi…
  • Yapay zekâya abartılı ifadelerle yazdırılmış metinler yerine, konuşma metinlerini, program akışını veya sunuş akışını göndermenizi tercih ederiz.
  • WhatsApp ya da mail üzerinden yağmur gibi fotoğraf göndermek yerine seçerek gönderin ki 40–50 fotoğraf arasında dolaşıp hem vakit kaybetmeyelim hem de önemli detayı kaçırmayalım.
  • Bolca haber talebinde bulunduğunuz mecraların abone, reklam ve ilanlarla işletme bütçelerini denkleştirdiğini unutmayın. Yerelde fiyatlar zaten çok mütevazı düzeyde. Teşvik edin, destekleyin.
  • Lütfen doğal çekim ortamlarında kameraya doğrudan bakıp -medya meraklısı- gibi görünmeyin. Yapmacık olmayın, doğal davranın.
  • Biz gazetecilerin geri dönüş almaya çok ihtiyacı vardır. Neyi iyi, neyi eksik ya da yanlış yaptığını medyanıza söyleyin ki düzeltilsin veya pekiştirilsin. İletişim tek taraflı olmasın.
  • Gazeteci sohbet ortamlarını etik olarak yazmaz, endişelenmeyin. Bazen de kamu faydası olan bir konuda “yaz ama benden çıkmasın” derseniz buna da saygı duyar, kaynağını açıklamaz. Kulağımıza dedikodu değil, kamusal faydası olan haber ipuçları üfleyin.
  • Haber başlığının ya da görselinin çarpıcılığı ile içeriğinin çarpıcılığı uyuşmuyorsa medyanızı uyarın, olmadı değiştirin. Bir haberi beğendiyesiniz paylaş butonunu tıklamayı ihmal etmeyin.
  • Gecenin bir vaktinde dijital mesajla gelen 35 fotoğraflık mezuniyet, ziyaret ya da kutlama etkinliği haberler talepleri bizi gerçekten yorar.
  • Basını bir programa davet ederken “Aman protokol de geliyor” hatırlatmasına da pek gerek yoktur. Bunu anlarız zaten…
  • Kendi çevrenizde bir medya anketi yaparsanız bunu objektif şekilde medyanızla paylaşın ki asıl sermayemiz olan “güven” duygusunu birlikte güçlendirelim.

Sonuç olarak medya ile ilişki tek taraflı bir süreç değildir. Gazeteci kadar haber kaynağının da bu sürecin doğasını anlaması ve katılması gerekir.

Biraz anlayış, biraz sabır ve biraz da karşılıklı saygı…

O zaman hem daha doğru haber çıkar hem de medyanın en büyük sermayesi olan güven daha da güçlenir.

Bayramlık yazı dedik ya: Ramazan Bayramınız kutlar; ağız tadıyla, gönül huzuruyla, savaşsız bir dünyada, barış ve refah içinde nice bayramlar dilerim. 

  • Amerika-İsrail ile İran arasında süregelen savaş, ileride ülkemizi zor günlerin beklediğinin bir işaret fişeği. Elbette emperyal güçlerin zorbaca (üstelik dini saiklerle) saldırıları kabul edilemez. Stratejistler “Barış istiyorsan savaşa hazır olacaksın” derler. Güvenli bir ülke olmanın bedeli caydırıcı teorik ve pratik güce sahip olmaktır. Ülkemizde bu güç var! Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış dünyada barış” ilkesinin, aslında ne kadar da güçlü bir stratejik vizyonu işaret ettiğini, diğer yandan her an tetikte olmamız gerektiğini yeniden hatırlatıyor. İlginç olan ise hasta ruhlu Donald Trump‘un yönettiği Amerika’nın öteden beri (Nato vesilesi ile Türkiye de dahil) Ortadoğu’daki Müslüman ülkelerle sıkı ilişkiler kurmayı başarmış olmasıdır. Bu savaşın meselesi “elin kiri” dediğimiz ‘para’dan başka bir şey değil gibi geliyor bana!… Sağlam-verimli topraklar, su ve petrol kaynakları, temiz hava ve jeopolitik konum: Para

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

#

SİZ OLAYI VERİN, BİZ HABERİ…” için 2 Yorum

  1. Buram buram Bilimsellik kokan bir makale . Size de bu yakışırdı dostum. Kutluyorum

    • admin : diyor ki:

      Değerli Üstat Semih Özkök; sizin gibi kendine değil; kentine dönük, aydın dostlardan motivasyonumuzu alıyoruz. Sizlerden alıyoruz….

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • HAYAT NE ZAMAN YORAR?

    13 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Hayatın yorduğunu söyleyen insan sayısı her geçen gün artıyor. İlginç olan şu ki, bu yorgunluk çoğu zaman fiziksel değil! İnsanlar artık daha az ağır işlerde çalışıyor, teknoloji hayatı kolaylaştırıyor, konfor artıyor gelin görün ki yorgunluk dinmiyor. O halde sormak gerekiyor: Hayat gerçekten ne zaman yorar? Bu soruya verilecek en dürüst cevap şudur: Hayat, anlamını kaybettiği zaman yorar. Friedrich Nietzsche’nin o meşhur sözü bu noktada hala geçerliliğini korur: “Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla katlanabilir.” Burada...
  • FELSEFE BU NOKTADA İKİ TEMEL YAKLAŞIMI ÖNÜMÜZE KOYAR:

    10 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Nasıl Bir Yaşam İstiyoruz; Hazza Dayalı Mı, Hedeflere Dayalı Mı? Modern insanın en büyük açmazlarından biri, neyin peşinden gideceğini bilememesidir. Bir yanda anlık hazların cazibesi; hızlı, parlak ve kolay ulaşılır… Diğer yanda ise hedeflerin sessiz çağrısı; sabır isteyen, emek isteyen, bazen yalnızlık bile getiren bir yolculuk. Psikoloji bize şunu söyler: İnsan beyni kısa vadeli ödüllere programlanmıştır. Dopamin sistemi, bizi hemen şimdi iyi hissettiren şeylere yönlendirir. Sosyal medya, hızlı tüketim alışkanlıkları, anlık ...
  • TUGAY YAZGAN YAZDI : AH ŞU İKİRCİKLİ HALLERİMİZ!

    07 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    İnsanın kendisiyle çelişme kapasitesi, belki de en gelişmiş yeteneği. Sabah “Artık sade bir hayat yaşayacağım” diye uyanıp, öğlene kalmadan üç uygulamadan indirim kovalayan bir türüz biz. Minimalizm kitapları raflarımızda kalabalık yaparken, zihnimiz zaten bir panayır yeri. Bir yanımız “doğallık önemli” diye nutuk atarken, diğer yanımız filtresiz fotoğraf paylaşmaya cesaret edemiyor. Sağlıklı beslenme üzerine uzun uzun konuşup, gece 23.46’da mutfakta “bu son” diye başlayan ama genelde üç perde süren bir atıştırma tiyatrosu sergiliyoruz. İns...
  • GERÇEK SAMİMİYET ÇOK DAHA SESSİZDİR, GÖSTERİŞLİ DEĞİLDİR

    03 Nisan 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Samimiyetin (?) Kısaltılmış Hali: “Aşko, Bro, Kardo” Son yıllarda dilimize yerleşen üç kelime var: “aşko”, “bro”, “kardo”. İlk bakışta sıcak, yakın, içten… Hatta belki de modern zamanların samimiyet şifreleri gibi görünüyorlar. Ama biraz yakından bakınca insanın aklına şu soru geliyor: Gerçekten samimi miyiz, yoksa samimiyetin taklidini mi yapıyoruz?Çünkü samimiyet, kelimelerin kısaltılmasıyla oluşmaz. Hatta çoğu zaman tam tersi olur: Azaltılan şey kelimeler değil, anlamın kendisidir. Eskiden birine “kardeşim” dediğinde, bunun bir ağırlı...