logo

CANVER YAZDI: KDZ EREĞLİ HÜMAYUN-U HASSA ORDUSU BİRLİĞİ

DR. CAN CANVER

DR. CAN CANVER
cancanver7@gmail.com
CANVER YAZDI: KDZ EREĞLİ HÜMAYUN-U HASSA ORDUSU BİRLİĞİ

Selçuk Üniversitesi Edebiyat fakültesi Tarih Bölümü Araştırma Görevlisi Döndü Düşünmez’in Tarihin Peşinde-Uluslararası Tarih ve Sosyal Araştırmalar Dergisi’nin 2012 yılında basılan 7.sayısında yer alan ‘’Tanzimat’ın İlanından Sonra Ordu kapı Kethüdalığı        ( 1839-1884 ) başlıklı makalesinde, tanzimat’ın ilanından sonra Osmanlı ordusunda gerçekleştirilen yeni yapılanmayı öğreniyoruz.

Tanzimat döneminde askeri güçlerin örgütlenişinde önemli değişiklikler meydana getirilmiştir. İlk olarak Tanzimat öncesinde eyalet ve sancaklar hem mülki hem de askeri birim iken, Tanzimat’la beraber, askeri birimler birkaç eyaleti içine alacak şekilde oluşturuldu. Bu bağlamda, öncelikle, 1843 yılında eyalet komutanlıklarını düzenleyen bir ferman yayımlandı. Bu fermanla beraber ordunun esas kuvvetini oluşturan muvazzaf askerler beş kısma bölündü ve her kısım ‘’Orduy-u Hümayun’’ olarak adlandırıldı. Bu ordular, Osmanlı Devleti’nin coğrafi yapısına göre şu şekilde dağıtıldı :

1-Hassa Ordusu: Asakir-i Hassa-i Şahane Ordusu da denirdi, merkezi İstanbul’du. 2-Dersaadet Ordusu: Merkezi Üsküdar’dı. 3-Rumeli Ordusu: Merkezi Manastır’dı. 4-Anadolu Ordusu: Merkezi Harput ( Elazığ )’tu. 5-Arabistan Ordusu: Merkezi Şam’dı.

1848’de Kur’a Nizamnamesi düzenlenirken ordu dairelerine aslından çok fazla farkı olmayan küçük değişiklikler yapıldı. ‘Altıncı Ordu’ adıyla yeni bir daire kuruldu. Söz konusu nizamnameden sonra diğer beş ordu da isim yerine numarayla adlandırılmaya başlandı.

Orduların her biri yalnız bulunduğu bölgeyi korumakla yükümlü değildi. Gerektiğinde diğer bölgelerde de görevlendirilebiliyorlardı. Yalnız Hassa Ordusu aynı zamanda Serasker bulunan paşanın komutası altındaydı.

1877-78 Osmanlı-Rus Harbi yenilgisinden sonra askeri teşkilatta yeni bir düzenleme daha yapıldı. Bunun için bir komisyon oluşturuldu ve almanya’dan gelen General Baron von der Goltz Paşa bu düzenlemeler esnasında etkin rol oynadı. 1879’da Osmanlı ordusunda, Avrupa ordularında olduğu gibi, tümen ( fırka ) düzeni benimsendi.

Tanzimatla beraber oluşturulan yeni ordu dairelerinin başında bulunan müşirlerin ayrıca ordu müşiri kaymakamların, orduyu teftiş eden mülki memurların, fırka kumandanlarının kısacası merkezde dolaştırılması gereken evrak işleri olan bütün askeri idarecilerin hemen hepsinin merkezle haberleşmesi kapı kethüdaları ya da müdir-i umurları aracılığı ile yapılmaktaydı.

1889 yılına ait Kastamonu Salnamesi’nde Hassa Orduy-ı Hümayunu’na mensup 58. Alay’ın 2. Ereğli Mukaddem Taburu ile 106. Alay’ın 2. Ereğli Tali taburu’nun Ereğli’de bulunduklarını anlıyoruz.

58. Alay’ın 2. Ereğli Mukaddem Taburu’nun komuta kademesinde Binbaşı Hacı Mehmed Efendi ( Mecidi 5, Plevne, Kırım madalyaları ), Kolağası Hasan Sabri Ağa ( İngiliz, Kırım, Kürdistan madalyaları ) oldukları kaydedilmiştir. Tabur Katibi ise Mustafa Efendi olup Mecidi 5 madalyası sahibidir.

Taburun 1. Bölük zabitanları Yüzbaşı-i evvel Hüseyin Ağa, Mülazım-ı evvel Mehmed Efendi ve Mülazım-ı sani Ahmed Efendi’dir. 2. Bölük’te Yüzbaşı-ı evvel Ahmed Ağa ( Mecidi 5, Rusya madalyaları ), Mülazım-ı evvel Ahmed Ağa ( Mecidi 5, Osmani 4 madalyaları ) ve Mülazım-ı sani Battal Ağa ( Karadağ, Rusya madalyaları ) komuta kademesinde yer almakta idiler. Taburun 3. Bölüğü’ne Yüzbaşı-ı evvel Salih Efendi ( Plevne madalyası ), Yüzbaşı-ı sani Mehmed Efendi ( Plevne madalyası ) ve Mülazım-ı sani Mehmed Efendi komuta etmektedirler. 4. Bölük ise; Yüzbaşı-ı evvel Nesib Efendi ( Plevne madalyası ), Yüzbaşı-ı sani Mustafa Efendi ( Plevne madalyası ) ve Mülazım-ı sani Hasan Ağa komuta merciinde bulunuyorlardı. Taburun Depo Memuru Mülazım-ı sani Bekir Efendi ile Tüfekçisi Mehmet Usta idiler.

106. Alay’ın 2. Ereğli Tali taburu’na ise Binbaşı Mehmed şakir Bey ( Mecidi 5 madalyası ), kolağası Mehmed Nuri Efendi komuta etmekteydiler. Tabur Katibi ise Mehmed raşid Efendi idi.

1. Bölük zabitanları; Yüzbaşı-ı evvel Mustafa Sabri Efendi, Mülazım-ı evvel Süleyman Efendi ( Mecidi 5, Plevne madalyaları ) ve Mülazım-ı sani Ali Rıza Efendi, 2. Bölük komutanları; Yüzbaşı-ı evvel Hüseyin Ağa ( Mecidi 5 madalyası ), Mülazım-ı evvel Rami Efendi ve Mülazım-ı sani Mü’min Efendi olup, 3. Bölük’e Yüzbaşı-ı evvel Mehmed Zeki Efendi, Yüzbaşı-ı sani Tahsin Efendi, Mülazım-ı evvel Necib Efendi ( Plevne madalyası ), 4. Bölük’e de Yüzbaşı-ı evvel Ali Ağa ( Girit, Karadağ madalyaları ), Yüzbaşı-ı sani Abdülkadir Efendi       ( Girit madalyası ) ve Mülazım-ı evvel Emin Efendi ( Plevne madalyası ) sevk ve idare ediyorlardı

1894 tarihli Kastamonu Salnamesi’nden de Ereğli’de Hassa Ordu-yı Hümayunu’na mensup 3. Ankara Fırkası’nın 6. Ereğli Livası’nın Hafız Paşa ( Mecidi 2, Osmani 2 madalyaları ) komutasında bulunduğu anlaşılmaktadır. Paşanın yardımcıları Miralay Hüseyin Bey               ( Mecidi 3, Osmani 3 madalyaları ) ile Kaymakam Süleyman Bey’lerdir. Alay katibi ise Girit madalyasına sahip Ahmed Zeki Efendi’dir.

Livaya bağlı 11. Alay’ın 1. Ereğli Taburu’nun komutanı Binbaşı Mehmed Ali Efendi ( Mecidi 5, Plevne, Kırım madalyaları ) olup yardımcısı Kolağası Hasan Sabri Ağa ( İngiliz, Kırım, Kürdistan madalyaları ), Tabur Katibi Mustafa Efendi ( Mecidi 5 madalyası )’dir.

1.Bölük Yüzbaşısı Hüseyin Ağa, 1. Bölük Mülazım-ı evveli Mehmed Efendi, 1. Bölük Mülazım-ı sanisi Ahmed Efendi, 2. Bölük Yüzbaşısı Ahmed Ağa ( Mecidi 5, Rusya madalyaları ), 2. Bölük Mülazım-ı evveli Ahmed Ağa ( Mecidi 5, Osmani 4 madalyaları ), 2. Bölük Mülazım-ı sanisi Battal Ağa ( Karadağ, Rusya madalyaları ), 3. Bölük Yüzbaşı-ı evveli Salih Efendi ( Plevne madalyası ), 3. Bölük Yüzbaşı-ı sanisi Mehmed Efendi ( Plevne madalyası ), 3. Bölük Mülazım-ı sanisi Mehmed Efendi, 4. Bölük Yüzbaşısı Necib Efendi          ( Plevne madalyası ), 4. Bölük Mülazım-ı sanisi Mustafa Efendi ( Plevne madalyası ) ve 4. Bölük Mülazım-ı sanisi Hasan Ağa idiler. 11. Alay’ın Depo Memuru Mülazım-ı sani Bekir Efendi, Tüfekçisi Mehmed Usta’ydı.

Paylaşın:
Etiketler:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • DR. CAN CANVER TARİHE IŞIK TUTUYOR

    11 Eylül 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    EREĞLİ’NİN KAYABAŞI VE KİRMANLI MAHALLESİNDE TESCİLLENMİŞ KÜLTÜR VARLIKLARIMIZ Sur içi Ereğli’mizin bugün ayakta kalabilen sayılı eski sivil mimari örneklerini de barındıran, kentin en eski mahallesi olan Kirmanlı Mahallesi ve Kayabaşı mevkiinde yer alan kültür varlıklarımız da sevindiricidir ki; Avrupa Konseyi Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Envanteri ve Türkiye Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından tescillenerek koruma altına alınmışlardır. Dikili yokuşunun Kayabaşı’na sapan sokağın köşesinde yer alan ve halk aras...
  • DR. TUGAY YAZGAN “İYİ OLMA ZORBALIĞINI” YAZDI

    02 Eylül 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    “Pozitif düşün.” Son yılların en masum görünen ama bazen en acımasız cümlelerinden biri bu. İşini kaybedersin: “Boş ver, daha iyisi çıkar.” Sevdiğin birini kaybedersin: “Güçlü olmalısın.” İlişkin biter: “Her işte bir hayır vardır.” Ekonomik olarak zorlanırsın: “Parayı hayatına çekmeye odaklan.” Kaygılanırsın: “Olumsuz düşünme.” Tükenirsin: “Biraz şükret.” Depresif hissedersin: “Hayat güzel, olaylara biraz pozitif bak.” Bütün bunların ortak bir mesajı vardır: “Şu anda hissettiğin şey yanlış.” Problem de burada başl...
  • 3000 YILINA MEKTUP!

    19 Ağustos 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Taş Devri’ne mektup yazıp günümüz yaşantısıyla pek farkı olmadığını vurgulayınca bir umut 3000’li yıllara mektup yazmak farz oldu…Sevgili NEO-43,Sana 2026'dan yazıyorum.Evet, yanlış okumadın. Kolay değil yaklaşık bin yıl sonrasına bir mektup gönderiyorum.Muhtemelen senin zamanında mektup diye bir şey kalmadı, bu nedenle elindekine ablak ablak bakma; biz elindeki maddeye kağıt, okuduğuna da mektup diyorduk! Belki senin için “okumak”, bizim için ekmek yemek kadar eski ve ilkel bir davranıştır.Ama merak ediyorum NEO-43, siz gerçekten ilerlediniz ...
  • TAŞ DEVRİ’NE MEKTUPLAR

    14 Ağustos 2026 Ekonomi, Genel, Gündem, KÖŞE YAZILARI, Tüm Manşetler

    Sevgili Kovukhan,Sana bu mektubu, aradan geçen birkaç yüz bin yılın ardından yazıyorum. Evet, yanlış duymadın: Birkaç yüz bin yıl. Sen beni tanımazsın, ben de seni hiç görmedim ama seni tanıyorum. Merak etme, dünya hala dönüyor; insanlık da hala geçim derdinde.Senin de bir eşin, çocukların ve başını sokacak bir mağaran vardı. Akşam eve döndüğünde çocuklarının karnını doyurmak, eşinin güvenliğini sağlamak, ertesi gün ne yiyeceğinizi düşünmek zorundaydın. Senin hayatın zordu Kovukhan ama bizimki de pek kolay sayılmaz.Aramızdaki en büyük fark şu:...